| | Üretsiz Blog oluştur
Google
 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 18:36 | fav | etiket: , , , , ,  

 apatya kal

Papatya gibisin beyaz ve ince
Eziliyor ruhum seni görünce

İsmin dudaklarımı yakıyor neden
Nedir bu çektiğim senin elinden

Yalvarırım sana gel üzme beni

İnan bana çok seviyorum seni
Gel kollarıma artık bekliyorum
Papatyam seni özlüyorum


Neden sanki öyle dudak büküyorsun
Yoksa açık söyle hiç mi sevmiyorsun
Sana soruyorum neden susuyorsun
Bana bu sevgiyi çok mu görüyorsun
Bilsem söyler miydim gizli hislerimi
Keşke görmeseydim gülen gözlerini
Biliyorum fakat sende seviyorsun
Anladım çapkınca naz ediyorsun



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 18:07 | fav | etiket: , , , , , , , , , ,  

Aynı sokakta oturuyorduk.

Adı esrarengizdi

 Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi.

 Fakat kimse gerçeği bilmezdi.

 Kirli sakalları vardı.

 Kahverengi gözlü, kumraldı.


Hiç kimseyle konuşmaz, sadece gelip geçerdi.

 Bir gün onunla yolda karşılaştık.

Çok güzel bir yüzü vardı.

 Bana baktı ve gülümsedi. Şaşırdım…!

 Ama yine de onu sevmemeye çalıştım.

Fakat o çok farklıydı.

Gece boyu lambası yanardı.

 Bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim.

 Onu sevmediğim halde onun her şeyi ile ilgilenirdim.

Bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum.

 O an anladım ki hep kendimi kandırmışım.

Ben ona çoktan aşık olmuşum bile…


Artık o eve gelmeden uyumaz oldum.

Herkes onun kötü olduğunu söyleyince onu savunuyordum.

Geçen gün yine onu yolda gördüm.

Bana göz kırptı.

 Yanımdan geçerken onu çağırdım.

“Acelem var KÜÇÜĞÜM” dedi bana.

Eve gidip saatlerce ağladım. Karar verdim.

Ne olursa olsun ona onu sevdiğimi söyleyecektim.

Yolunu bekledim.

Bir gün gelirken onu gördüm.

Peşine düştüm, eve girdi.

 Biraz bekleyip kapıyı çaldım.

Kapıyı açıp “Ne var KÜÇÜĞÜM?” dedi.

 Ne yapacağımı şaşırmıştım.

 Adını bile söyleyemeden “SENİ SEVİYORUM” dedim.

 Gülümsedi, cevap vermedi.

 Çok utanmıştım.

Konuşamadım ve hemen dışarı çıktım.

 Sonra 1 ay boyunca onu görmemek için sokağa çıkmadım.

Bir gün kızlarla evde konuşurken mahalleye bir ambulans geldi.

 Onun evinin önünde durdu. Şaşırdık.

 Hemen dışarı fırladım.

Ambulanstan acele acele inenler


Hızla onun evine girdiler

3-5 dakika sonra görevliler onu sedyeyle dışarı çıkardılar

. Önümden geçerken “ben de seni, KÜÇÜĞÜM” dedi ve gözlerini yumdu…

Donup kaldım

Herkes bana bakıyordu.

 Ağlayarak koşmaya başladım.

Göz yaşlarım durmadan akıyordu.

 Eve geldiğimde annemler ondan bahsediyordu.

 Ailesi yokmuş.

 Kendi gayretleriyle bu yaşa gelmiş, okumuş.

Sevdiği bir kız varmış.

Ailesi vermeyince kız evden kaçmış.

Bir hafta sonra kız ölmüş.

Bir süre sonra yine sevmiş.


Ama ne yazıkki o da ölmüş.

Kimi sevdiyse ölmüş.

Çok acı çekmiş.

 Sanki onun sevdiği.


Azrailin ölüm fermanıymış

Bazen hiç nedensiz

Bir kağıt bir kalem

Bir de fotoğraf varmış

Bir de ölmek için dua ediyomuş

İntihar edip hastaneyi aramış.

 Polisler geldiğinde evinin duvarında “KÜÇÜĞÜM” yazısını bulmuşlar.

“KÜÇÜĞÜM, sen de ölme…” yazıyormuş…

“KÜÇÜĞÜM, SEN DE ÖLME…”



 
Aug
15
    
tuzlu kahve Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

 "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı...

 "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."

 Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı... Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi..

 Delikanlı anlattı:

 "Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar... Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.."

 Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya başladı... Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi... O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak...

 Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii... Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu... Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına... Şöyle diyordu, satırlarında...

 "Sevgilim, bir tanem... Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim... Tuzlu kahvede... İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan... Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

 İşte gerçek... Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.

 Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.."

 Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında birgün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu...

 Gözleri nemlendi kadının...

 "Çok tatlı!..." dedi...



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 17:45 | fav | etiket: , , , , , , ,  

aşk Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem
, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş:

"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 17:29 | fav | etiket: , , , , , , , ,  

apatya Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya..Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş Ak sakallı bahçıvana..Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormus..

Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı,Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden..Zambaklardan...Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını.. Bir gün, Aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu..Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş..Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş..Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.. Ve işte bir gün.. Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış..

Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmişapatyaresimleri  bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, Ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmus bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüs.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış..Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış..

Ama gövden seni taşımıyor demisş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdigini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..O her seye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel oldugunu söylememiş, Ama onu aslında hep sevmis.. apatyalar Papatya anlamış artık..Sevgi, emek istermiş...Yere düstüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..Teşekkür etmis ona içinden..Son yaprağıda kuruduğunda, Biliyormuş artık..
Gerçek sevginin,söylemeden, yaşamadan, ve asla kavuşmadan varolabileceğini...



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 17:21 | fav | etiket: , , , , , , , , , ,  

deniz_feneri Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu. Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa, denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?

Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda... Çünkü yanıbaşındaki biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte. Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun gecedeki renginin güzelliğini... Denizfeneri, küçücüktür okyanusa göre ama güneşin aşkından daha büyüktür aşkı okyanusa...
     

Geceleri ise denizfeneri, mutluluklar peşindedir, gecenin esrarengiz sessizliğinde. Her ışık turunda çıldırır denizfeneri zevkten, adeta danseder okyanusun en uzak noktalarına uzanarak. Daha gerçektir denizfeneri, gece sadece o ve okyanus vardır sınırlı görüş gizliliğinde.

Gündüzleri denizfeneri bir hiçtir bütün aldatmalara şahit olarak. Güneş ise gece olunca bu hissi göremez.. Gece, denizfeneri ile okyanusun aşkının dansedişine güneş şahitlik yapmaz..



Gün bitiminde ve başlangıcında teslim ederler sevgili okyanuslarını birbirlerine güneş ve denizfeneri.

Güneşin okyanusla arasına giren bir engel vardır kimi zaman, bu işkencedir güneşi küçülten. Bulutlardır, bu hain, gündüz aşkında güneşe okyanusu göstermeyen. Güneş ise tüm gücüyle savaşır okyanusa ulaşmak için. O kadar yaklaşır ki, bulutlara bulutlar, yoğunlaşır, yoğunlaşır ve gökyüzü ağlamaya başlar okyanus hasretinden hesapsızca titrer.

Okyanus bütün damlaları özlemle kucaklar, her damla onu güneşine daha çok yaklaştırmaktadır. Gökyüzü ağlar, ağlar ta ki son damlası bitene kadar. Okyanus damlalarla büyür büyür büyüklüğüne daha hacim katarak aşkının sevgi damlalarıyla. Bilmezdi okyanus, her yağmurla sevgisini ona iletmek isteyen bir güneşinin olduğunu. Her yağmur yağdığında okyanus kızar güneşine gündüz onu terkettiğini düşünür, hırçınlaşır, dalgalanır öfkesinden bilemez güneşinin ona ulaşmak için savaştığını.


İntikamını denizfenerinden alır okyanus, onun neden gündüz sevgilisi olmadığını defalarca kamçılayarak sorar denizfenerine. Dalgalarını büyütür, cevap alamayınca denizfenerinden.. Denizfeneri onu teselli edemez, çünkü o sadece gece vardır gerçek gecededir onun için. Ağlayamaz denizfeneri, ağlamayı deliler gibi istesede, gözyaşları yoktur, ulaşmak istesede ulaşamaz gündüz sevgilisine. Çaresizdir denizfeneri, sadece bir dilek geçirir içinden rüzgarâ yalvarır "bulutları kaçır buradan" diye,güneşin çıkması sevgilisine sevgi dolu ışıklarını göndermesini diler.

Okyanusunun mutluluğunu ister hesapsızca... Çünkü tek mutluluğu budur denizfenerinin. Ağlayamaz, gündüz ona ulaşamaz, konuşamaz hislerini okyanusuna. Her okyanusun sahilinde bir denizfeneri vardır. Her gece denizfenerleri gemilere okyanusa olan aşkını haykırırlar, ümitsizce, yarınlarını hiç düşlemeden...Ve her gece hikayelerini anlatmak için gemileri beklerler sonsuz gecelerde...



 
Jul
18
    
evlenmek Evlilik öncesi danışmanlık almak çeşitli alanlarda çiftlere yardımcı olabilir.
1) İletişim Becerilerini Geliştirmek
Etkin bir şekilde karşıdakini dinleyebilmek, onun anlatmak istediği şeyi anlayabilmek bazı kişiler için geliştirilmesi gereken bir özellik olabilir. İletişimi kuvvetli bir çift, ortaya çıkan sorunları tartışmak ve çözmek konusunda daha başarılıdır. Çiftler arasında “duygusal anlamda güvenme” yi sağlayan en önemli faktörlerden biri çiftin iyi bir iletişim içinde olmasıdır.
2) Çiftlerin Birbirinden Beklentilerinin Tartışılması
Evli çiftlerin rol dağılımı konusunda evlenmeden önce hiç konuşmamış olmaları sıkça rastlanan bir durumdur. İş, ev ekonomisinin idare edilmesi, ev işlerinin dağılımı, ebeveynlikle ilgili sorumlulukların paylaşılması, yani genel olarak evlilikte kimin ne yapacağı sorusu evlilik öncesi konuşulması gerek konulardır. Çiftlerin birbirinden beklentilerini açık ve dürüst bir şekilde dile getirmeleri evlilik boyunca bu konuda çıkabilecek sorunları önlemede önemli bir rol oynar.
3) Çatışma Çözme Becerilerinin Öğrenilmesi
Hiç kimse evliliğinde çatışma yaşayacağını düşünmez. Gerçekte ise bir çift evlilikleri boyunca çöpü kimin atacağı kadar basit anlaşmazlıklardan tutun da duygusal anlamda çiftleri yıpratan daha büyük sorunlara kadar birçok çatışma yaşarlar. Bu çatışmaları içinden çıkılmaz bir hal almadan çözebilmek, sorunlara yapıcı çözümler üretebilmek ve tartışma ile geçen zamanı önemli ölçüde azaltmak için çok etkili yollar vardır. Evlilik üzerine önemli çalışmaları bulunan John Gottman’ın araştırmaları, çatışma çözme becerileri geliştirmiş çiftlerin diğerlerine oranla daha az boşandıklarını göstermiştir.
4)  İlişki Dengesinin Kurulması
İlişkide “sana” “bana” ve “bize” ne kadar ilgi ve dikkat gösteriliyor? Bu anlamda dengesini kaybetmiş bir ilişkide (mesela ilişkide her zaman eşlerden birinin istekleri ve beklentileri önemliyken diğerinin istekleri ve beklentileri karşılanmıyor ve sürekli göz ardı ediliyorsa) birçok sorunla karşılaşılması sürpriz değildir. Bu bağlamda çiftler birbirleri ve ilişkileri için faydalı olabilecek çözümlere gitmelidirler.
5) Bireylerin aile sorunlarının belirlenmesi
Nasıl davranmamız, sorunlarla nasıl başa çıkmamız, sevgimizi nasıl gösterdiğimiz gibi daha birçok davranışımız, aslında erken yaşta ailemizden, ebeveynlerimizden ve bizim için önemli olan başka kişilerden gördüklerimiz ve öğrendiklerimiz doğrultusunda şekillenir. Eğer bir kişi kendi ailesinde çokça çatışma ve sevgisizlik görmüşse, bunun kişinin evliliğine nasıl etki ettiğine bakmak önemlidir. Kendi ailelerinde yaşanan olumsuzlukları kendi evliliklerinde de tekrar eden bireyler, bu bağlantıyı anlayabilirlerse, tekrar eden öğrenilmiş davranışlarını daha kolay durdurabilmektedirler.
6) Kişisel, Ailevi ve Çift olarak hedefler geliştirmek
Birçok evli çift kendileriyle, aileleriyle ya da ilişkileriyle ilgili hedeflerini tartışmazlar. 5 yıl sonra hayatınızda nerde olmak istiyorsunuz? Çocuk yapmaya hazır mısınız? Kaç tane çocuk istiyorsunuz? Çocuk sahibi olmak için en uygun zaman ne zaman? Bunun gibi birçok soru çiftlerin üzerinde konuşması ve tartışması gereken konulardır.
Evlilik aslında üzerinde çalışılması, emek verilmesi gereken bir kurumdur. İlişkiler ve kişiler zaman içerisinde değişebilir, önemli olan çiftlerin bu değişikliklere nasıl uyum sağladıklarıdır.
Günümüzde
boşanma oranı çok yükselmiştir. Amerika’da %50 olan boşanma oranı, Türkiye’de bu kadar yüksek olmamakla beraber son yıllarda oldukça artmıştır. Evliliği düşünen çiftler, evlilik öncesi birbirlerini tanımak için ne kadar çaba sarf ederlerse, evlilikte sorun yaşama ve boşanma ihtimalini o oranda düşürmüş olurlar.
Evlilik öncesi danışmanlık almak çiftlerin ilişkileriyle ilgili halihazırda yaşadıkları sorunların çözümünde ve sağlıklı bir evlilik kurmalarında büyük destek sağlamaktadır. Evlilik öncesi danışmanlık almış birçok çift seanslardan sonra iletişim becerilerini geliştirdiklerini ve ileride evlilikte çıkabilecek sorunlara karşı daha olumlu bir tavır benimsediklerini belirtmişlerdir.


 
Jul
18
    
evlilik6 Uzm. Psikolog Çiğdem Yumbul'un milliyet gazetesinde yazdığına göre,

Kimileri evlilik için aşkın yeterli olduğunu savunurken, kimileri aslında mutlu evliliklerin sırrının eş ile iyi iletişim içinde olmak olduğunu savunuyor. Aileniz size eş seçmede en önemli olan şeyin sizinle aynı değer yargılarına sahip biriyle evlenmek olduğunu söyleyebilir. Arkadaşlarınız aşkın bütün sorunları gidereceğini söyleyebilir. Bugünlerde herkes evlilik düşünen çiftlere çeşitli tavsiyelerde bulunuyor. Bu tavsiyeler ne tam olarak doğru, ne de tam olarak yanlıştır.

Son 10 yıl içerisinde yapılan araştırmalar, evliliklerinin % 50 sinin ilk 5 yıl içerisinde bittiğini, ilk 1 senede biten evliliklerin ise giderek arttığını gösteriyor. O halde bir evliliğin başarılı olup olmayacağını belirleyen faktörler nelerdir? Hangi çiftler evlenmemelilerdir? Evliliğe hazır olduğunuzu nasıl anlarsınız? Ciddi bir ilişki içindeki çiftler evlilik, ayrılık ya da birlikteliklerini olduğu gibi tutma kararını nasıl almalıdırlar?

Tatmin Edici bir Evliliği Belirleyen Faktörler
Evlilik üzerine çalışmalar yapan uzmanlar, bir evliliğin gelecekte nasıl olacağını belirleyen pek çok faktör bulmuşlardır. Bu faktörler “evlilik üçgeni” olarak adlandırılan üçgen bir model çerçevesinde incelenebilir. Bu modeldeki 3 ana özellik şunlardır:
1) Bireysel Özellikleri
Bireylerin kişilik özellikleri, sağlıklı bir duygusal yaşama sahip olup olmadıkları, değerleri, inançları ve tavırları. Bu özelliklerden birkaçı: esneklik ve kendine saygı (olumlu faktörler), depresif ruh hali ve dürtüleriyle hareket etme (olumsuz faktörler), kişilerarası ilişkiler (kendine güven) ve evlilik hakkında gerçekçi inançların olması.
2)  Çift Özellikleri
Çiftler arası iletişim ve çatışma çözme becerileri, çiftin ne kadar zamandır tanıştıkları ve birbirlerini ne kadar iyi tanıdıkları, ortak değerlere ve hedeflere sahip olma (olumlu faktörler) ve evlilik denemesi olarak çiftin beraber yaşaması (olumsuz faktör)

3) Bireylerin ve İlişkinin İçinde Bulunduğu Şartlar
Çiftlerin aile geçmişlerinin özellikleri (önceki evlilikleri, eğer varsa bu evlilikten olan çocukları, bireylerin kendi ebeveynlerinin evlilik kalitesi, ailelerindeki iletişim kalitesi, evlenme yaşı, ebeveynlerin ya da arkadaşların evliliğe onay verip vermemeleri).



 
Mar
22
    
n.torun | 22 Mart 2009 13:26 | fav | etiket: ,  
ÖZEL GÜNLER

14 ŞUBAT ..............................SEVGİLİLER GÜNÜ
08 MART ................................DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
13 MAYIS ...............................AİLE HAFTASI
MAYISIN İKİNCİ PAZARI.........
ANNELER GÜNÜ
HAZİRAN IN İKİNCİ PAZARI.... BABALAR GÜNÜ
18 MAYIS ...............................GÜL BAYRAMI
1 EYLÜL ..................................
DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
15 EKİM .................................AŞIKLAR BAYRAMI
10 KASIM............................... ATATÜRK ANMA BAYRAMI
24 KASIM ...............................
ÖĞRETMENLER GÜNÜ
31 ARALIK.............................. YILBAŞI


 
Mar
22
    
n.torun | 22 Mart 2009 13:22 | fav | etiket: , , , ,  
Çok çok uzun yıllar önce güzel bir diyarda çok iyi kalpli yaşlı bir bahçıvan yaşarmış. Bahçıvan o kadar iyi kalpliymiş ki herkes onu çok severmiş. Çocuklar ona bahçıvan dede dermiş. Bahçıvan dede kocaman bahçesinde birbirinden güzel çiçekler yetiştirirmiş her gören onun çiçeklerinin güzelliğine hayran kalırmış.
           Bahçıvan dedenin günleri çiçeklerine bakmak onlarla ilgilenmekle geçermiş. Böcekleri bile incitemeyecek kadar iyi kalpli biriymiş dede. Yine bir gün bahçesinde gezerken daha önce hiç görmediği enfes güzellikte bir çiçeğe rastlamış. Bu çiçek o kadar güzel o kadar güzelmiş ki bahçıvan dede bu çiçek sanki cennetten gelme; kokusu başka, rengi başka, şekli başka diye düşünmüş. Gerçekten de çok faklı bir güzellikteymiş bu çiçek. Kokusuyla, rengiyle, şekliyle görenleri adeta büyülüyormuş.
           Bahçıvan dede haklı olarak kaptırmış kendini bu eşsiz çiçeğin büyüsüne. Her sabah güneş doğmadan çiçeğinin yanına koşar doğan güneşin ilk ışıklarının çiçeğinin yapraklarında oluşturduğu parıltıları büyük bir coşkuyla seyreder çiçeği ile sohbet eder, yabani otları temizler, çiçeğine türküler söyleyerek sular, tozlanmasın diye yapraklarını yıkar, güneş tamamen batıp karanlık çökene kadar zamanını çiçeğiyle geçirirmiş. Çiçek de çok memnunmuş bu ilgi ve sevgiden. Bahçıvan dedenin sevgisine mis gibi kokular yayarak cevap veriyormuş. Bahçıvan dede çiçeğinin sevgisine bu şekilde karşılık vermesinden o kadar mutlu oluyormuş ki keşke hiç güneş batmasa da hep çiçeğimin yanında kalsam diyormuş. Nasıl mutlu olmasın o şarkı söyledikçe çiçek mis kokular yayıyor, o yapraklarını yıkayıp suladıkça çiçek serpilip büyüyormuş. Dünyada benim çiçeğimden güzel çiçek yok benim çiçeğim eşsiz bir çiçek sevgilerin en büyüğüne layık diye düşünüyormuş, haklıymış da. Gerçekten de çiçek muazzam güzelliği ve eşsiz kokusuyla herkesin ilgisini çekiyormuş. Yaşlı bahçıvan çiçeğine gösterdiği ilgiden hiç memnun kalmıyor, ne kadar ilgilenirse ilgilensin çiçeğinin daha fazla ilgiye, ne kadar severse sevsin çiçeğinin daha fazla sevgiye layık olduğunu düşünüyormuş. Açıkçası onun yerinde kim olsa o da öyle düşünürdü.
          Bahçıvan dede büyük bir ilgi ve sevgi ile büyüttüğü çiçeğinden sadece geceleri ayrılıyormuş. Bu yüzden de geceleri hiç sevmiyormuş. Keşke hep gündüz olsa, güneş hep parıldasa, ben hep çiçeğimin yanında olsam diye düşünüyormuş. Bir gün aklına dahice bir fikir gelmiş bahçıvan dedenin. Bahçenin her tarafına lambalar dizsem, gece olunca o lambaları yaksam her yan sabah gibi aydınlık olur, ben de çiçeğimden ayrılmam diye düşünmüş. Sadece düşünmekle de kalmamış bu dâhice fikri hemen uygulamaya koymuş. Çiçek kendisi için yapılan bu yalancı geceyi görünce çok sevinmiş. Mutluluktan açtıkça açmış, büyümüş, güzelleşmiş. Bahçıvan dede artık geceleri de çiçeğini görebiliyormuş artık. Geceleri de çiçeğine türküler söyleyip yapraklarını yıkayıp sulayabiliyormuş. Her ikisi de çok memnunmuş halinden. Biri dünyanın en mutlu bahçıvanı, diğeri dünyanın en mutlu çiçeğiymiş. Fakat çok kısa bir süre sonra şımarmaya başlamış. Bahçıvanın ilgisi ve sevgisi çiçeğe yetmemiş. Güzelliğinin başkaları tarafından da görülmesini başkalarının da kendisini sevmesini ve ilgilenmesini istemiş. En mükemmel benim, herkes beni sevmeli, herkes benimle ilgilenmeli diye düşünüyormuş. Surat asmaya başlamış bahçıvana. Zavallı bahçıvan da çiçeğimin daha çok suya ihtiyacı var sanırım çünkü büyüdü diye düşünüp daha çok su vermiş. Çiçek yine surat asmış. Bu sefer bahçıvan gübresindeki minerallerin yetmediğini düşünüp daha çok gübre vermiş. Çiçek yine somurtmuş. Bahçedeki çalıları ve zararlı otları temizlemiş, çiçek daha çok somurtmuş. Adamcağız bir türlü çiçeğini mutlu edemez olmuş. Ta ki bir gün yaprağında gezinen bir böceği kovalarken çiçek dikenini bahçıvanın eline batırana kadar. Zavallı adam o zaman anlamış çiçeğine kendi sevgisinin yetmediğini, başkalarının da sevgi ve ilgisini istediğini. Hak vermiş çiçeğinin bu isteğine. Artık çiçeğimi başkaları da sevmeli onun buna ihtiyacı var demiş. İşin garip tarafı çiçeğine olan aşkıyla yaşlı adam çiçeğin etrafındaki yeşilliklerin hangisinin çiçek hangisinin çalı, böceklerin hangisinin zararlı hangisinin yararlı olduğunu anlayamaz olmuş. Fazla su ve gübrenin çiçeği solduracağını, çiçeklerin güneşe olduğu kadar karanlığa da ihtiyacı olduğunu unutuvermiş. Çiçeğimi mutlu edeceğim diye tüm bahçıvanlık bilgilerini unutmuş çiçeğe tabi olmuş. Çiçek yeniden gülümsemeye mis kokular yaymaya başlamış. Adamcağız çiçeğini yeniden böyle cıvıl cıvıl görünce çok mutlu olmuş. Çiçeğine zarar verebilecek şeyleri görmüyormuş bile. Benim çiçeğim o böceği konuk ettiğine göre o böcek iyidir. Benim çiçeğim o çalıyı yanında istediğine göre muhakkak ki o çalı değil bir gül dikenidir. Benim çiçeğim ne yaptıysa doğrudur diye düşünmeye başlamış. Onun bir çiçek olduğunu unutup kusursuz yaratılmış bir varlık olduğunu düşünmeye başlamış. Diğer insanlar “Bak bahçıvan dede bu çalılar senin çiçeğinin köklerine sarılır, böcekler yapraklarını yer, bu kadar güneş ve su onu çürütür sonra üzülürsün.” dedikçe o, benim çiçeğimi kıskanıyorlar, bunlarla görüşmeye bile değmez bana çiçeğim yeter demiş ve çevresindeki herkesten uzaklaşmış. Bir süre daha bahçıvan ve çiçeği mutlu mesut yaşamışlar fakat bu çok sürmemiş. Bir süre sonra çalılar çiçeğin köklerine sarılarak onun topraktan mineral almasını engellemeye başlamış, mutlulukla yapraklarında gezinmesini istediği böcekler yapraklarını yer olmuş. Fazla su ve sürekli ışıktan yavaş yavaş sararmaya başlamış. Diğer insanlar bahçıvanı yine uyarmış “Henüz çok geç olmadan kendine gel bahçıvan dede bak çiçeğin çürümeye başladı böyle onun istediklerine uymaya devam edersen yakında tamamen çürüyüp ölecek.” dedilerse de dinletememişler. Bahçıvan sürekli onlara benim çiçeğim mükemmel; hem çok güzel hem çok sağlıklı hem de çok güzel kokuyor, siz kıskançlığınızdan öyle diyorsunuz diyormuş çünkü gerçekleri görmek istemiyormuş. Görmek istemeyen birine kim ne gösterebilir ki? Günler geçtikçe çalılar daha çok sarılmış, böcekler fazla sudan çürümeye başlayan çiçeğe daha çok doluşmuş, kokusu kötüleşmiş fakat yaşlı adam hala göremiyormuş çiçeğine olanları onun gözünde çiçeği hep ilk günkü güzelliğindeymiş. Zavallı çiçek artık dayanamaz olmuş çektiği açılara. Gece de olmuyormuş ki biraz enerji toplasın, böcekler biraz olsun üstünden uzaklaşsın.  Sonunda bir gün yaşlı adamın sevgi dolu bakışları arasında acıdan kıvrana kıvrana düşmüş toprağa. Acıları dinmiş artık çiçeğin. O, yetinmesini bilmemenin ve şımarıklığın bedelini canıyla ödemiş. Zavallı yaşlı bahçıvan da ömrünün sonuna kadar keşke diğer insanları dinleseydim o zaman böyle olmazdı. Çiçeğim belki bana çok gülümsemezdi ama yaşardı, diye üzüntüyle yaşamış.
         Dostlar! Bizler tüm sevdiklerimizi mutlu etmek için uğraşır dururuz; fakat unutulmaması gereken bir şey var: Sevmek ve ilgilenmek demek sevdiklerimizin hatalarını görmemek, kusurlarını gizlemek, onların her istediğini yapmak, her istediğini almak demek değildir. Eğer böyle yaparsak sevdiklerimizin sonu çiçeğin sonuna benzer ve bu sonu biz hazırlamış oluruz.
          Gerçek seven, sevdiklerini kendinden ve başkalarından korumasını bilendir bana göre. Kendinden diyorum çünkü bizler sevmek adına bazen sevdiklerimize zarar verebiliyoruz. Tıpkı yaşlı bahçıvan gibi. Her istediklerini anında vererek çocuklarımızı doyumsuz, her yaptığı hatayı afacanlık görerek şımarık, her kırdığı potu şaka kabul ederek ukala yapıyoruz. Sonra da oluşturduğumuz eserden insanları ve ülkesini sevmesini bekliyoruz. Böyle yetiştirdiğimiz çocuklar kendinden başka kimi sevebilir?    
           Hatalar ne görmezden gelerek ne de evire çevire döverek düzeltilir.
 Her istediğini yok demeden aldığımız; başkalarına ait şeyleri aldıklarında hırsızlığın oyun olmadığını anlatmadığımız; arkadaşını dövdüğünde ‘aferin oğluma’ dediğimiz; yalan söylediğinde kızmaya kıyamadığımız; işlediği suçu dayak yeme korkusuyla kardeşinin üstüne attığında büyük kardeşi cezalandırıp sonra da o daha küçük abisi dediğimiz; kardeşleriyle kavga ettiğinde haklı olanı ayırmadan hepsini beraber cezalandırdığımız; hiç yapma demediğimiz; eleştirmeden hep haklı gördüğümüz çocuğumuz, Allah korusun, günün birinde hırsızlık yaptığında; birine iftira attığında; davranışlarından dolayı başına gelen herhangi bir olumsuzluğun faturasını başkalarına çıkardığında; çıkarları için masum insanları incittiğinde; her güzel şeyin yalnız kendi hakkı olduğunu düşünerek başkasının eşine, işine, aşına göz dikerek yanlış bir iş yaptığında kimin elini kesmeli? Kimi hapse atmalı? Ya da kimi idam etmeli? Onu mu, bizi mi, aşırı sevgimizi ve ilgimizi ya da ilgisizliğimizi mi? "Zafere giden yolda her şey mubahtır" diyen zihniyeti mi asmalı? Yoksa toplumu eğitmeyi seçmiş eğitim ordusunun neferlerini çocuk düşmanı caniler gibi görenleri mi zindana atmalı.
          Ben bu soruların cevabını bulmayı sizlere bırakıyorum. Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Hiç kimse yüzde yüz kötü ya da yüzde yüz iyi değildir. Her iyinin içinde bir kötü, her kötünün içinde de bir iyi insan yaşar. Bizlere düşen içimizdeki kötü bizi dipsiz bir kuyuya atıp iyi olan bizi yaşatmaktır. İçinde yaşadığımız çağda bunu yapmak elbette ki çor. Tıpkı aç gezerken ekmek çalmamanın çok zor olması gibi…..
          Bu zamanda iyi kalmayı becerenlere selam olsun.