| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
24 "çocuk" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"çocuk" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Aug
27
    
n.torun | 27 Ağustos 2008 09:57 | 0 fav | etiket: , , , , ,  

TAŞ HİKAYESİ

Genç bir Yönetici, yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti.

Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.

Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu : Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu ?"

Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. "Lütfen, amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim. Taşı attım çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı. Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti. "abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum."

Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu : "Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz? Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.

Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı.

Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam, abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi.

Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için sakladı :
Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.

Yaratıcı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır.

Fısıltıyı dinle... veya taşı bekle.

Seçim senin.



 
Aug
17
    
n.torun | 17 Ağustos 2008 05:59 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , ,  
Gülümsemekten Çekinmeyin ve Dişlerinizi Gösterin
Güzel , kırmızı dudaklar çok güzel bir görünüş teşkil eder. Ancak bu dudaklar açılınca inci gibi bir diş görünmezse ne işe yarar? Güzel dişlerin ilk şartı sağlıklı dişlerdir. Bunun için yılda iki kere dişçiye gitmek gereklidir. Dişlerinizde çürük olsun olmasın , bi rahatsızlık duyun duymayın , mutlak suretle yılda iki kez dişlerinizi muayene ettirin. Dişleriniz sağlıklı olursa , güzel olurlar ve siz çekinmeden güzel dudaklarınızı aralarayarak gülümsemekten korkmazsınız.
Dişler Nasıl Korunur?
  
Dişleri günde iki kere iyice fırçalamak gereklidir. Yılda iki kerede dişçiye gidilirse dişlerin sağlıksız olmaması için hiçbir sebep yoktur. Çünkü dişçi sizin farkında olmadığınız çürükleri bularak tedavi eder. Zararlı olmasını engeller. Bunun yanında aşırı şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmakta iyi bir yoldur.
Nasıl bir diş fırçası kullanmak gerekir?
Dişleri fırçalamak için kıl fırça kullanmak gereklidir. Fırça ne sert , ne yumuşak ve uçları yuvarlak kıllardan yapılmış olmalıdır. Diş fırçası ağıza rahatlıkla girecek kadar ufak ve diş araları ile köşeleri de temizleyebilecek şekilde olmalıdır.  Fırça daima kuru olmalıdır. En iyisi iki dış fırçası kullanmaktır. Böylece bir tanesi daima kuru olur. 
Dişleri Beyazlaştıran Diş Macunu Var Mıdır?
İyi bir diş macunu dişleri hemen temizleyen ve diş aralarında hiçbir atık bırakmayandır.
Bu arada dişleri beyazlattığı iddia edilen bazı diş macunları da satılmaktadır. Bunlar aslında bir göz oyunu sayesinde dişleri daha beyaz göstermektedir. Bu diş macunu , diş etlerini kırmızı yapmaktadır. Böylece dişler daha beyaz görünmektedir.
Dişler , Diş Macunundan Başka Bir Yoldan Temizlenebilir Mi?
Dişleri diş macunu ve fırçadan başka bir yoldan da temizlemek mümkündür. Eczanelerde dişleri temizlemek için özel bir iplik makara halinde satılır. Bu ip sağlam bir ipekten yapılmıştır. Dişleri temizlemek için bir parça koparılır ve her dişin arasına sokularak aradaki kırıntılar çıkartılır.
Dişler Nasıl Fırçalanır? 
Dişler yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya fırçalanır. Enine fırçalanmaz. Fırçanın üzerine macunu koyup dişlerin üzerine bastırın ve diş aralarını temizleyecek şekilde fırçayı aşağı , yukarı inip çıkarın. Dişlerin iç tarafını da aynı şekilde fırçalamak gerekir.
Dişlerinizi fırçaladğınız zaman , diş etlerinin kanammaası gerekir. Diş etleri yanıyorsa , iki sebebi olabilir. Ya fırçanız çok serttir, yada diş etleriniz hastadır. Derhal dişçiye gidilmelidir.
Dişlerinizi fırçaladıktan sonra , diş fırçasını yıkamayı ve havadar bir yerde kurutmayı unutmayın. Dişleri fırçalamak için en az üç dakika ayırmayıda unutmayın.
Güzel gülüşler sizinle olsun , lütfen yazımıza yorumunuzu eksik etmeyin... 


 
Aug
17
    
Şişmanlık cep yakıyor

Şişmanlık, sağlık sorunlarına ve kötü görünüme yol açmasının yanı sıra masrafa sebep oluyor. Araştırmalar, şişmanların sağlık harcamasının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

Çağın meselesi haline gelen obezite, kadın, erkek, yaşlı, çocuk tüm toplumu etkiliyor. Hareketsiz hayat ve sağlıksız beslenme obeziteyi tetikliyor. Kişilerde sağlık sorunlarına da yol açan obezite, sağlık harcamalarının artması sebebiyle ekonomiye zarar veriyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, obezitenin ülke ekonomisini etkilediğini belirterek "Şişmanlığın giderek arttığı günümüzde, şişmanlığın sağlık üzerine olan etkilerinin yanı sıra şişmanlığın ülke ekonomisinde yol açtığı etkiler üzerinde durulmaktadır. Şişmanlara biçilen hayat, ideal kilodakilere kıyasla daha düşük olsa da yapılan çalışmalar şişmanların sağlık harcamalarının ideal kilodaki fertlere göre daha fazla olduğunu ortaya koymuştur" dedi.

Amerika'da yeni tamamlanmış bir çalışmadan bahseden Çağatay Demir, "Şişmanlık, Türkiye'de 1. ölüm nedeni olan kalp damar hastalıkları ve 2. ölüm sebebi olan kanser kanser hastalığına yol açıyor. Bunların yanında diyabet, eklem hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi daha birçok hastalığın ortaya çıkma riskini artırmaktadır. Amerika'da henüz birkaç gün önce tamamlanmış bir çalışmaya göre, obezler ideal kilodakilere göre ömürleri boyunca sağlık için 15 bin ile 29 bin dolar arasında daha fazla harcama yapıyor. Yine aynı çalışmaya göre, kilolu bireylerin kilolarını vermek için harcayacakları para, kilolarına bağlı oluşabilecek harcamalarından kat ve kat daha az" diye konuştu.

Şişmanlığı saptamak için tartının yeterli olmayacağına değinen Çağatay Demir, şişmanlığın elma tipi ve armut tipi olmak üzere iki kategoride değerlendirildiğini ifade etti. Elma tipinin göbek kısmında, armut tipinin ise kalça ve basen kısmında oluştuğunu aktaran Demir, sözlerine şöyle devam etti: "Şişmanlığı tespit etmenin birçok yolu var. Ancak burada kaç kilo olduğunuz kadar bu kilonun nerede toplandığı daha da önemli. Bu nedenle bir mezura ile şişman bölgenizi ölçmeniz daha iyi olacaktır. Elma tipi dediğimiz göbek bölgesindeki yağ birikimi kalp damar hastalıkları, kanser, diyabet, eklem hastalıkları gibi birçok hastalığın ortaya çıkma riskini artırır. Bu nedenle bel çevresi ideal değerlerin üzerinde olan bireyler, ideal bel çevresine sahip olan bireylere göre hastalıklara daha yatkın olacağından daha riskli. En alt kaburga kemiğiniz ile leğen kemiğiniz arasındaki orta noktayı bulun ve mezurayı fazla germeden göbeğinizi serbest bırakarak ölçün." İdeal bel çevresinin erkeklerde 94, kadınlarda 80 santimetre altı olduğunu anlatan Demir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Üstünde bir ölçü kilolu iken kadınlarda 88, erkeklerde 102 santim üstü şişmanlığı gösterir. Bu ölçüleri kaçırmamak için sağlıklı beslenin ve spor yapın. Türkiye'de 30 yaşını aşkın 5 kadından 3'ü, erkeklerin yarısı bu değerlerin üzerinde. Bel çevresinin yüksek olması ile diyabet riski kadınlarda 3 kat, erkeklerde ise 1 buçuk kat artmaktadır. 11 santim artması ise kalp hastalığı riskini yüzde 37 oranında artırıyor. Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite ile kanser riskinizi yüzde 30-35 oranında azaltmak sizin elinizde."

Demir, kadınların büyük derdi olan göbek bölgesindeki yağlardan kurtulmak için şu tavsiyelerde bulundu: "Diyet yapmadan mutlaka göbek bölgenizdeki yağlanmadan kurtulun. Güne tam tahıllı bir ekmek, yağsız peynir ve söğüş, sebze ile başlayın. Ana ve ara öğünlerin hiçbirini atlamadan günde 6 öğünde beslenin. Ara öğünlerinizde glisemik indeksi yüksek olan muz, incir, üzüm, kavun, karpuz yerine elma, şeftali, armut, kayısı gibi meyveleri tercih edin. Bu meyveleri de kepekli bisküvi veya yağsız yoğurt, süt ile birlikte tüketin. Beyaz ekmek, pirinç, makarna ve beyaz undan yapılmış her besinden uzak durun. Tahıl tercihinizi mutlaka bulgur pilavı, mercimek, kuru fasulye, nohut, kepekli ekmek, kepekli makarnadan yana kullanın."

Şeker ve şekerli besinlerin göbek bölgesindeki yağlanmayı artıracağını anlatan Demir, sözlerini şöyle tamamladı: "Bu nedenle uzak durun. Mesela bugünden itibaren çayınıza, kahvenize şeker atmaktan vazgeçin. Tatlı ihtiyacınızı meyvelerle gidermeye çalışın. Yağ tüketiminizi azaltın, tükettiğiniz yağ ağırlıklı olarak sıvı yağ olsun. Günde 1-2 tatlı kaşığını geçmemek kaydıyla trans yağ içermeyen bitkisel katı yağ kullanılabilir. Haftada üç gün 30-45 dakika arasında tempolu yürüyüş yapın".


Kaynak : İHA


 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2008 06:21 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , , , ,  

Boşanmaların Çocuk Üzerinde Etkileri

Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. “Potansiyel bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk, anne baba boşanması ya da ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların tepkilerinin varlığının farkında oluşun artmasıyla, 1960’lardan bu konu üzerine bir çok araştırma yapılmıştır.

1975’ten bu yana boşanmalar yılda 1milyonu aştı.
Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanacak
1983’te doğan çocukların %45’nin anne babası boşanacak. %35’inin anne babası tekrar evlenecek, %20’sinin anne ya da babası ikinci eşinden de ayrılacak.
Evliliklerin yarısı ilk 7 yıl içerisinde sona eriyor. Buna göre 1980’lerde doğmuş çocukların aşağı yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek ebeveynli bir evde yaşayacak.

Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal sorun olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı iyi ya da kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım olur.

Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik sorunlar yaşamak açısından diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair artan verilerin ışığı altında, giderek daha fazla çift aileyi dağıtmanın doğru olup olmayacağını sorgulamaktadır. Bazıları, en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar, kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı karşı tarafın istediği durumlarda, eşler karşı tarafın önüne istatistikleri koyarak, karşı tarafta suçluluk duyguları uyandırıp, fikrini değiştirmeyi deneyebilir. Araştırma sonuçları göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği için bir arada kalmanın çok nadir işe yaradığıdır. Bazen, birarada kalmak, çocuklara, anlaşamayan eşlerin boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağrış çağrışlardan, fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar, boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen, bir evlilik sorununu çözmenin tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.

Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay olduğu için, bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşanma kelimesini bilmektedirler. Eğer evliliğiniz bir süredir gergin ve mutsuzsa, çocuklarınızın birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir olasılıktır. Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve alkolizm- bol olduğu ailelerde, çocuklar farkında olmadan, anne babalarının ruhsal durumlarını okumayı öğrenirler. Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman ortada olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok bir şeyler bilmek ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok çocuğu anne babasının ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu haberine hazırlamaz. Olay patladığı zaman, ki bu çoğu kez anne ya da babanın evden ayrılması ile kanıtlanır, bir çok çocuk gerçekten sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının kavgalarından uzak tutulmuşsa daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden biri bile olsa, bir ebeveynden ayrı olmak çocukları dehşete düşürür. Çocuğun aileyi terk etmiş olan ebeveyni özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış olması çocukların bağlılık duygularını yok etmez.

Sevilen Ebeveynin Kaybına Tepkiler

Disforik tepkiler
Diğer bakımvericiye tepkiler
Dışa vuran Tepkiler

Acı ve umutsuzluk Kendini rahatlatma Bağımlılık Kayıp korkusu Kızgınlık Huzursuzluk
Bebeklik Kederli, ağlayan, yasta, apati Parmak emme, oyuncaklarına sarılma Yapışkanlık Ayrılık kaygısı Ayrımsız öfke Ajitasyon
Okul öncesi Ağlama (fakat azalmış), üzüntü, çekilme Masturbasyon Yapışkanlık, bakım görme arzusu Ayrılık kaygısı Oyunlarda kızgınlık ve öfkenin dışa vurması Ajitasyon
Orta Çocukluk Ağlama, üzüntü Yapışkanlık, mızmızlanma, bebeksi konuşma, bağımsızlık Okul fobisi İtaatsizlik, okuldan kaçma, suç işleme Huzursuzluk, okul başarısında azalma
Ergenlik Gözü yaşlılık, üzüntü, bitkinlik Okul fobisi Asilik, kavgacılık, kabalık, ilaç kötüye kullanımı, içki kullanma, evden kaçma, seksüel aktlar Huzursuzluk, okul başarısında azalma

Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgili yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır. Boşanma sırasında çocuğun yaşının, çocuğun psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine üzerine en anlamlı etki eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun gelişim hızı aynı olmasa da, aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler taşır. Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da bir çok değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları ilerideki yaşamlarının çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler. İçinde bulundukları yaşa göre bazı duygular öne çıkar, diğerleri geri planda kalıp ilerki yaşlarda tekrar yoğunluk kazanır.

Okul Öncesi Yaşlar

Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri

Regresyon
Emosyonel gereksinimlerde artma
Bağımlılık, Clinging (yapışkanlık, yetişkinin eteklerinin dibinden ayrılmama)
Artmış Agresyon
Korku, üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.

Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir.

Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby, 1985):

Cinsiyet (Gender): Bir çok bildiride okul öncesi erkeklerin, kızlara oranla daha fazla gelişimsel bozuklar gösterdiği ve bu problemlerin daha uzun sürdüğü gösterilmiştir (Emery 1982, Hetherington ve ark 1978, 1979, Hodges ve Bloom 1984, Kurdek ve Berg 1983, Wellerstein ve Kelly 1980b). Cinsiyetler arası fark olmadığını bildiren çalışmalarda vardır (Pett 1982, Reinhard 1977). Boşanmalarda sıklıkla evi baba terk etmekte, psikanalitik çerçeveden erkek çocuğun neden daha sık etkilendiği bu açıdan izah getirilebilmektedir. Okul öncesi çocukların boşanma sonrası babanın yokluğunda erkekliği telafi (compensatory masculinity), egosentrik düşünce ve ödipal korkularla izah edilmektedir (Roseby, 1985).
Boşanma öncesi evde yaşanan Stres: Boşanma öncesi yaşanan olayların niteliği önemlidir. Eğer boşanma öncesi şiddet ve çatışmalar yoğun yaşanmış ise çocuklar bozuklukları daha şiddetli yaşamakta ve uzun süreli etkilere daha yatkın olmaktadırlar (Wallerstein & Kelly 1974)
Ebeveynlik işlevlerinin yeterli gösterilmemesi (Lack of adequate parenting): Bu durum çocukların güven ve otonomi duygusunu olumsuz olarak etkilemektedir (Wertman 1972).
Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler

Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır. Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar bu yaş çocuklarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırt etmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum boşanmanın kendisinden başka faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34 çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.

Davranışsal Tepkiler

Regresyon
Artmış Agresyon

Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve babasının ayrılmasına ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya geri dönerek tepki gösterir. Bu kısa vadede (bir kaç ay) normal sayılabilir. Çocuklara zor durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel olarak emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark 1978).

Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar sık sık kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş gruplarına göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini belirtmektedir.

Duygusal Tepkiler

Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların emosyonel tepkileri başlıca:

Korku, anksiyete ve üzüntü
İrritab



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2008 06:15 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , , ,  

Anne Sütüne Eş Değer Besin Yok

Uzman Dr. Zafer Tunataş, bebeklerin 2 yaşına kadar emzirilmesini isteyerek, dünyada anne sütüne eş değer bir besin olmadığını söyledi.
Çanakkale’de “Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları” projesi çerçevesinde düzenlenen panelde konuşan Dr. Zafer Tunataş, “Anne sütü besleyici, kolay sindirilebilen, enfeksiyonlara karşı vücudu koruyan tabii bir besindir. Bebeği solunum yolları ve mide bağırsak enfeksiyonlarına karşı korur. Anne sütünün aile ekonomisine de katkısı söz konusu” dedi.

İnek ve keçi sütüne göre anne sütünün çok daha faydalı olduğunu anlatan Tunataş, anne sütünde A ve C vitaminlerinin ağırlıkta olduğunu, bu vitaminlerinse savunmasız olan bebeği enfeksiyonlara karşı koruduğunu belirtti. Anne sütünün rastgele bir sıvı olmadığını hatırlatan Tunataş, “Bugün hiçbir mamanın içinde canlı madde yoktur. Sadece anne sütünde canlı doku vardır. Günümüzde anne sütüne eş değer bir besin halen yapılamadı. Anne doğum yaptıktan sonra hemen bebeğini emzirmeli. 6 aya kadar hiçbir ek besin vermeden bebeğini emzirmesi gereken anne, 2 yaşına kadar da bebeğini emzirmeye devam etmeli” diye konuştu.

Sağlık İl Müdürü İlhan Güney da, Çanakkale’yi bebek dostu il haline getirmek için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini belirtirken, eczacılardan mama reklamlarıyla ilgili afişleri vitrinlerine asmaması istedi. Güney, bebekler için en önemli besinin anne sütü olduğunu ifade etti.

Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması Şube Müdürü Uzman Dr. Işıl Onat ise kadınların yüzde 99′unun ikiz bebeğe yetecek miktarda anne sütüne sahip olduğunu dile getirerek, şunları söyledi: “Anneler bazen sütünün yetersiz olduğunu sanıyor. Bu yanlıştır. Her annenin sütü bebeğine yetecek kadardır. Anneler bebeklerin doğumundan itibaren 2 yaşına kadar çocuklarını emzirmeliler”.

Panelde, ayrıca Uzman Dr. Savaş Çetinay yetersiz süt ve ağlama, Uzman Dr. Turan Erginbaş da sağlık uygulamaları ve özgüven konularında birer konuşma yaptı.



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2008 06:09 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , , ,  

Aile Planlaması

Aile planlaması, ailelerin istedikleri sayıda, istedikleri zamanda ve sağlıklı aralıklarla, bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmaları demektir. Aile planlaması çocuk sayısını kısıtlamak demek değildir. Aile planlaması çalışmaların temel amacı ailenin sağlığını korumak ve onların mutlu yaşamalarını sağlamaktır. Aile planlaması çalışmaları ile,çiftlere gebe kalmak ve doğum yapmak için en uygun koşulların neler olduğu öğretilir. Gebelikler arasında belli bir süre bırakılarak anne ve çocuk sağlığının korumaktır. Bu hizmet, ailedeki kişi sayısını sınırlandırma anlamı taşımaz!

Çocuk yapmada aileler, tamamen serbest olup, kendi iradeleri ile istedikleri, bakabilecekleri, yetiştirebilecekleri sayıda çocuk sahibi olabilirler. Önemli olan ailelerin bilinçli olarak, sorumluluk taşıyarak karar vermeleridir. İstediği halde çocuk sahibi olamayan kısır çiftlere yardım edilir,yol gösterilir. Aile Planlaması, eşlere çocuk yapmak istedikleri veya istemediklerinde yol gösterir. Onlara çocuk sayısı ve doğumlar arasındaki süreyi belirlemelerinde yardımcı olur.

Başka bir deyişle Aile Planlaması evli çiftlerin ekonomik olanaklarına ve kişisel isteklerine göre çocuk sayısını tayin etmelerini ve doğumların ana-çocuk sağlığına uygun aralıklarla olmasını sağlayan koruyucu bir hizmettir.

Aile Planlaması, eşlere çocuk yapmak istedikleri veya istemediklerinde yol gösterir. Onlara çocuk sayısı ve doğumlar arasındaki süreyi belirlemelerinde yardımcı olur.

Bununla birlikte iki yıldan sık aralıklarla yapılan doğumlar ile annenin çok genç ya da yaşlı olması anne ve çocuk sağlığını olumsuz etkilemektedir. Her yıl dünyada yarım milyondan fazla kadın gebelik ve doğumla ilgili sorunlar yüzünden ölmekle geride bir milyondan fazla anasız çocuk bırakmaktadır. Aile Planlaması ile bu ölümlerin çoğu önlenebilirdi. Yine istenmeyen gebelikler de ana ölümüne neden olmaktadır.

Yine bu nedenle her yıl ülkemizde 500 binden fazla kadın kürtaj olmakta, daha da tehlikelisi kürtajla ilgili 50 binden fazla kadın yaşamını yitirmektedir. Etkin Aile Planlaması yöntemlerinin kullanılması ile ülkemizde yılda l500 annenin ve 60 bin bebeğin ölümü engellenebilir. Yine çok ve sık doğuma bağlı kadın hastalıkları, kansızlık; zor doğum ve bunlara bağlı olarak ana ölümleri artmaktadır.

Çocuk sağlığı da çok ve sık doğumdan etkilenmektedir. Şöyleki; Doğumlar arasında geçen süre 2 yıldan azsa, bir önceki çocuğun ölüm tehlikesi yaklaşık %50 oranında artmaktadır.

En az iki yıl ara ile doğan çocuklar daha sık aralıklarla doğan çocuklara göre fiziksel ve zihinsel açıdan daha iyi gelişmektedirler.

iki yaşın altındaki bir çocuğun sağlığını ve gelişimini tehdit eden en büyük tehlike, ailede yeni bir bebeğin dünyaya gelmesidir.

Bir anne bedeninin gebelik ve doğum etkilerinden tam olarak kurtulabilmesi için iki yıllık bir sürenin geçmesi gerekir.

Eğer bir anne doğumdan sonra iki yıl geçmeden tekrar gebe kalırsa, yeni bebeğin zamanından önce doğması ve anne karnında iyi beslenemediği için düşük kilolu doğma ihtimali artar. Çok ve sık doğum sonucu çocuklar sık hastalanmakta, kansızlık artmakta, sonuçta fiziksel ve zihinsel açıdan iyi gelişememektedirler.

Anne ise çok ve sık doğum sonucu yıpranmakta ve çocuklarına karşı ilgisi azalmakta, bunlara ek olarak ekonomik zorluklar da eklenince çocuğun yaşamına verilen değer azalmaktadır.

AİLE PLANLAMASININ AMACI

Çok ve sık gebelikleri önlemek,
Çok ve sık doğumların anne ve çocuk sağlığına olan olumsuz etkilerini gidermek,
İstenmeyen gebeliklerde tehlikeli yollarla yapılan düşükleri önlemek,
Çocuğu olmayan ailelerin çocuk sahibi olmaları için yol göstermek,
Ailelere gebelikten korunmanın modern ve tibbi yollarını öğreterek ana sağlığı ve çocuk sağlığı düzeyini yükseltmek -

ANNE SAĞLIĞINA FAYDALARI

Çok ve sık doğuma bağlı gebelikleri önler,
Çok ve sık doğuma bağlı kadın hastalıklarını önler,
Kansızlık ve kansızlığın neden olduğu hastalıkları önler,
Zor doğuma bağlı tehlikeleri önler,
Erken ve geç yaşta olan doğumları önler,
İstenmeyen gebelik ve düşükleri önler,
Anne sağlığı için zararlı, iki yıldan kısa aralıklarla olan doğumları önler,
Annenin ruh sağlığını korur,
Sonuçta; ANNE ÖLÜMLERİNİ AZALTIR, TOPLUMDA SAĞLIKLI VE MUTLU ANNE SAYISI ARTAR



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2008 06:05 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , , ,  

Çocuğunuz kime benzeyecek

İşte anne babadan çocuğa miras kalabilecek en güçlü kalıtımsallar…

Dünyaya gelen bebek gözlerini annesinden, saçını babasından, tenini dedesinden alabilir.

Bebeğimiz dünyaya geldiğinde doğal olarak onu kendimize benzetmeye çalışırız. Göz ve saç rengi gibi kalıtsal özelliklerin yanı sıra, genlerle liderlik, ruhsal yapı gibi genetik
Çoğu gen tek hareket etmek yerine birlikte hareket etmeyi seçer. Örneğin baba kahverengi, anne de sarı saçlara sahipse çocuklar ağırlıklı olarak kumral ve kahverengi saçlı olabilir. Gelecekte dünyaya gelecek bazı torunlarının ise sarışın olma ihtimali vardır. Eğer çocuğunuzun saçı kırmızıysa atalarınızı suçlamayın. Genlerin karşılıklı etkileşimi beklenmeyen fiziksel sonuçlar da ortaya koyabilir. Ailede kellik olmamasına rağmen anneden veya babadan geçen kalıtsal bir gen saç dökülmeye neden olabilir. Çocuğunuz tıpa tıp size benzemese de güç algılanan benzerlikler taşıyabilir. Çocukların yüz ifadeleri üzerinde yapılan araştırmalarda, mutlu, üzgün, şaşırmış, olduklarında ailelerine benzedikleri gözlenmiş. Bazen genetik özellikler başka şeylerle ilişkilendirilebilir.
özelikler geçebilir. Çocuk her iki ebeveynden izler taşır. Yüzü size, saçları büyük annenizinkine, gözleri babasının gözlerine benzeyebilir. Kahverengi göz rengi genellikle sürpriz sayılmaz. Eğer ailede kahverengi ve mavi gözlere sahip ebeveynler varsa çocuğunuzun gözlerinin kahverengi olma ihtimali daha yüksektir. Hatta bazı durumlarda ebeveynlerin ikisinin de göz rengi mavi olmasına rağmen kahverengi gözlü bebekler dünyaya gelebilir.

Çevre, genetiği etkiliyor
Her şeye rağmen genetik ile çevre bağlantılıdır. Müzik yeteneği klasik bir örnek olabilir. Araştırmalarda 6 yaşından önce ses eğitimi almaya başlayanların, 9 yaşından sonra almaya başlayanlardan daha iyi bir sese sahip oldukları belirlenmiştir. Son 50 yıldır IQ seviyelerinde de gözle görülür bir artış var. Bunda aileden gelen genetik özellikler kadar, eğitim ve öğrenim araçları, çevresi de önemli rol oynuyor. Aynı şekilde boy, kilo gibi sportif özellikler de eğitimle ve doğru beslenme ile geliştirilebiliyor. Gebelikte ve bebek gelişimi boyunca çevresel etkenler önemlidir.

Bebeğinizde kendinizi görüyor musunuz ?
Bilim adamları, genlerin çocuğun davranışlarını tamamen etkilediği yönünde şüphelere de sahip. Araştırmalar kişilik üzerinde genlerin çok az etkili olduğunu gösteriyor. Örneğin ikizler birbirlerine benzer kişiliklere sahipler ancak farklı davranışlara sahip olabiliyorlar. Diğer taraftan çocuğunuz sizin çocukluğunuza benzer davranışlar gösterebilir, annenizden “Tıpkı senin çocukluğuna benziyor, sen de böyle yapardın” gibi şeyler duyabilirsiniz. Bilmeden çocukken sevdiğiniz şeyleri o da sevebilir. Bir başka araştırma çocukların içeceklerini şekerli, şekersiz, su, süt gibi içecek ve yiyecek seçimlerinde de genlerin önemli olduğunu gösteriyor.

Diyabet aileden geçiyor
Son araştırmaları 25 bine yakın genimizin olduğunu ortaya koydu. Bazı genler sadece birkaç önemli gene destek amaçlıydı. Sonuç olarak, birkaç karakteristik özellik tek bir gene götürüyordu. Yapılan araştırmalara göre çocuklar genetik miras açısından diğerlerinden daha büyük bir şansa sahip. İşte sizden ona geçebilecek güçlü kalıtımsallar: Boy, vücut yağı, parmak izi, depresyon, epilepsinin bazı formları, Tip 2 diyabet. Aileden çocuğa kısmen geçebilen kalıtımsallar ise şunlar: Tansiyon, kalp çarpıntısı, yarık dudak veya damak, zeka, utangaçlık, mizaç, hafıza, beslenme tercihleri, Tip 1 diyabet. Eğer ailede genetik bir sağlık sorunu varsa bu çocuk için risktir. Kistik fibroz, Akdeniz anemisi, Akdeniz ateşi ve hemofili gibi kan hastalıkları genetik olarak geçiş gösterebilir.

Türkiyegazetesi



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2008 05:59 | 0 fav | etiket: , , , , , , ,  

ülen bebek



 
Aug
14
    
n.torun | 14 Ağustos 2008 15:25 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , ,  


 
Aug
14
    
n.torun | 14 Ağustos 2008 15:21 | 0 fav | etiket: , , , , ,