| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
26 "şiir" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"şiir" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 18:36 | 0 fav | etiket: , , , , ,  

 apatya kal

Papatya gibisin beyaz ve ince
Eziliyor ruhum seni görünce

İsmin dudaklarımı yakıyor neden
Nedir bu çektiğim senin elinden

Yalvarırım sana gel üzme beni

İnan bana çok seviyorum seni
Gel kollarıma artık bekliyorum
Papatyam seni özlüyorum


Neden sanki öyle dudak büküyorsun
Yoksa açık söyle hiç mi sevmiyorsun
Sana soruyorum neden susuyorsun
Bana bu sevgiyi çok mu görüyorsun
Bilsem söyler miydim gizli hislerimi
Keşke görmeseydim gülen gözlerini
Biliyorum fakat sende seviyorsun
Anladım çapkınca naz ediyorsun



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 18:07 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , ,  

Aynı sokakta oturuyorduk.

Adı esrarengizdi

 Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi.

 Fakat kimse gerçeği bilmezdi.

 Kirli sakalları vardı.

 Kahverengi gözlü, kumraldı.


Hiç kimseyle konuşmaz, sadece gelip geçerdi.

 Bir gün onunla yolda karşılaştık.

Çok güzel bir yüzü vardı.

 Bana baktı ve gülümsedi. Şaşırdım…!

 Ama yine de onu sevmemeye çalıştım.

Fakat o çok farklıydı.

Gece boyu lambası yanardı.

 Bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim.

 Onu sevmediğim halde onun her şeyi ile ilgilenirdim.

Bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum.

 O an anladım ki hep kendimi kandırmışım.

Ben ona çoktan aşık olmuşum bile…


Artık o eve gelmeden uyumaz oldum.

Herkes onun kötü olduğunu söyleyince onu savunuyordum.

Geçen gün yine onu yolda gördüm.

Bana göz kırptı.

 Yanımdan geçerken onu çağırdım.

“Acelem var KÜÇÜĞÜM” dedi bana.

Eve gidip saatlerce ağladım. Karar verdim.

Ne olursa olsun ona onu sevdiğimi söyleyecektim.

Yolunu bekledim.

Bir gün gelirken onu gördüm.

Peşine düştüm, eve girdi.

 Biraz bekleyip kapıyı çaldım.

Kapıyı açıp “Ne var KÜÇÜĞÜM?” dedi.

 Ne yapacağımı şaşırmıştım.

 Adını bile söyleyemeden “SENİ SEVİYORUM” dedim.

 Gülümsedi, cevap vermedi.

 Çok utanmıştım.

Konuşamadım ve hemen dışarı çıktım.

 Sonra 1 ay boyunca onu görmemek için sokağa çıkmadım.

Bir gün kızlarla evde konuşurken mahalleye bir ambulans geldi.

 Onun evinin önünde durdu. Şaşırdık.

 Hemen dışarı fırladım.

Ambulanstan acele acele inenler


Hızla onun evine girdiler

3-5 dakika sonra görevliler onu sedyeyle dışarı çıkardılar

. Önümden geçerken “ben de seni, KÜÇÜĞÜM” dedi ve gözlerini yumdu…

Donup kaldım

Herkes bana bakıyordu.

 Ağlayarak koşmaya başladım.

Göz yaşlarım durmadan akıyordu.

 Eve geldiğimde annemler ondan bahsediyordu.

 Ailesi yokmuş.

 Kendi gayretleriyle bu yaşa gelmiş, okumuş.

Sevdiği bir kız varmış.

Ailesi vermeyince kız evden kaçmış.

Bir hafta sonra kız ölmüş.

Bir süre sonra yine sevmiş.


Ama ne yazıkki o da ölmüş.

Kimi sevdiyse ölmüş.

Çok acı çekmiş.

 Sanki onun sevdiği.


Azrailin ölüm fermanıymış

Bazen hiç nedensiz

Bir kağıt bir kalem

Bir de fotoğraf varmış

Bir de ölmek için dua ediyomuş

İntihar edip hastaneyi aramış.

 Polisler geldiğinde evinin duvarında “KÜÇÜĞÜM” yazısını bulmuşlar.

“KÜÇÜĞÜM, sen de ölme…” yazıyormuş…

“KÜÇÜĞÜM, SEN DE ÖLME…”



 
Aug
15
    
tuzlu kahve Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

 "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı...

 "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."

 Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı... Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi..

 Delikanlı anlattı:

 "Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar... Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.."

 Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya başladı... Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi... O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak...

 Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii... Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu... Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına... Şöyle diyordu, satırlarında...

 "Sevgilim, bir tanem... Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim... Tuzlu kahvede... İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan... Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

 İşte gerçek... Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.

 Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.."

 Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında birgün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu...

 Gözleri nemlendi kadının...

 "Çok tatlı!..." dedi...



 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 21:38 | 0 fav | etiket: , , , , , , ,  

ELLERİM, ELLERİNDE Kİ SEVGİ SICAKLIĞINI,

GÖZLERİM, GÖZLERİNDE Kİ AŞK ATEŞİNİ,

YÜREĞİM, YÜREĞİNİN KUYTUSUNDA  Kİ KENDİNİ GÖRMEDİKÇE

GÜN DOĞSA NE OLUR,

DOĞMASA NE...



 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 21:17 | 0 fav | etiket: , , , , , , , ,  
ÇAY TİRYAKİLERİ

Ey Rabbimiz! yaratmışsın dünyayı dahi iki,
İlkinin gayesi ise İslâmdan başka ne ki?
Arkamızdan bağırsalar, -Bunlar delinin teki!
Onlara gül atar atmaz, Hizmete gideceğiz..

Zekeriyya kulun gibi testereyle kesseler,
Münadiniz bilal gibi kayalarla ezseler,
Mayınları ve dağları engel diye dizseler,
Bir tekmede iter itmez, Hizmete gideceğiz..

Biz asa-yı Musa olup denizleri yararak,
Bir Heraklit darbesiyle zincirleri kırarak,
Biz, İbrahim dostun gibi kâbeleri kurarak,
Namazları kılar kılmaz, Hizmete gideceğiz..

Katmak için bu hizmete pâk sineli bayları,
Ekip kurup hanesinde içeceğiz çayları,
Atmış günlü yaşayarak, otuz günlük ayları,
Demlikte çay biter bitmez, Hizmete gideceğiz..

Dünya bizi bağlayamaz, ne mamelek ne para,
Deseler ki baban ölmüş, bu günler size kara,
Göz yaşı ve dualarla indirince mezara,
Üzerini örter örtmez, Hizmete gideceğiz..

Geceleri birkaç yerde çay sohbeti kurarak,
İman dolu heybeleri sırtımıza vurarak,
Yine neden gidiyorsun baba?, diye sorarak,
Ağlayanı öper öpmez, Hizmete gideceğiz..

Bu gün durma günü değil, terler aksa enseden,
Bir deri-bir kemik kalsa içimizde her beden,
Yorgunluğu ve yeteri kaldırarak Türkçeden,
Üçbeş lokma yutar yutmaz, Hizmete gideceğiz...

Durduracak sebep midir, tufan veya zelzele?
Ne yolların yarılması, ne gafilden velvele,
Şartlar aman vermesede, çektik mi bir besmele,
Kollar kanat tutar tutmaz, Hizmete gideceğiz..

Döküp döküp saçacağız, kimin var ise nesi,
Ancak böyle değerlenir bir ömür sermayesi,
Koşuşmaktan kesilirse birimizin nefesi,
Sırtımıza atar atmaz, Hizmete gideceğiz..

Denizlerden öte yerde kalmışsa birileri,
Oraya dek götürürüz, iman denen cevheri,
Ezanlarla çınlayınca dünyamızın her yeri,
Uzaya göz diker dikmez, Hizmete gideceğiz..

Ey Rabbimiz! biz kulların varsa hizmette payı,
Huzuruna geleceğiz, bekleriz madalyayı,
Zaten bizim muradımız yanında içmek çayı,
Bardakta çay tüter tütmez, Artık gitmeyeceğiz...


Şehit Namzeti


 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 20:46 | 0 fav | etiket: , , , , , , ,  


 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 20:29 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , ,  

RABBİM

Öyle bir insanı koy ki kalbime...

O,senin sevdiğin bir insan olsun.

Ve öyle bir insanı sevdir ki,

Ben o insanın kalbinde.

Seninle birlikte olayım.

Beni öyle bir insanla buluştur ki...

Benden önce onunla buluşmuş olan sen olasın..

Onunla el ele tutuşduğumuzda,

İkimizin üzerinde senin rahmetin olsun.

Bana öyle gözler gösterki,

Ben o gözlere baktığımda SENİ göreyim.

Ve bize öyle bir sevgi ver ki...

Sevgimizden  Hz Muhammed (S.A.V) sevilsin...

Öyle sevelim ki birbirimizi...

Hz Hatice(R.A) göklerden bize seslensin.

BAK!...

Ya MUHAMMED(S.A.V)

Bak şu sevgililere onlar bizde,

Biz onlardayız...

           AMİN.



 
Aug
27
    
n.torun | 27 Ağustos 2008 11:02 | 0 fav | etiket: , , , , , ,  

Beri gel, serseri yol!
O'nun ümmetinden ol!
Sel sel kümelerle dol!
O'nun ümmetinden ol!

Sen, hiçliğe bakan yön!
Hep sıfır, arka ve ön!
Dosdoğru Kabe'ye dön!
O'nun ümmetinden ol!

Gel dünya, mundar kafes!
Gel, gırtlakta son nefes!
Gel, arşı arayan ses!
O'nun ümmetinden ol!

Solmaz, solmaz; bu bir renk
Ölmez, ölmez; bin ahenk...
İnsanlık; hevenk hevenk,
O'nun ümmetinden ol!

Necip Fazıl Kısakürek

 
index sayfası


 
Aug
27
    
n.torun | 27 Ağustos 2008 10:58 | 0 fav | etiket: , , , , ,  

Sen yoktun...
Hz Adem'deydi nurun
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Adem nuruna affedildi
Arafat bu affa şahitti.

Sen yoktun
Nuh'un gemisindeydi Nurun...
Dalgalar yeryüzünü boğarken
Toprağın bağrındaki su
Gökyüzüyle buluşurken
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeble
Tufan,nurunu selamladı edeple...

Sen yoktun...
Hz.İsmail'in alnındaydı Nurun
İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
"Rabbimiz" dedi,
" Onlara kendi içlerinden
Senin ayetlerini okuyacak
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder ";
Amin dedi on sekiz bin alem
Nurunla aydınlanan minicik ellerini
Semaya kaldırarak
Amin dedi İsmail.
Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı
Sevr dağında.

Sen yoktun Sultanım...
Hz.İsa Ahmed diye muştuladı seni
Alemlerin efendisi diye sana seslendi
" Artık ben sizinle çok söyleşmem "dedi havarilerine
Çünkü bu alemin reisi geliyor...
Bekleyin Ahmed geliyor
Kainata Rahmet geliyor...
Havarilerin yüzünü okşayan, ölüleri dirilten bir nefes oldun.
Ama sen yoktun.

Sen yoktun....
Hz.Abdullahın alnındaydı Nurun
Başı eğik gezerdi mazlum
Put eyle göklerden seni sorardı
Varaka seni arardı sema'da
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
Ağlayarak süslediler ölüme!...
Ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler.

Sen yoktun Sultanım...
Canlı canlı toprağa gömülmenin adı idi dayıya gitmek,
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliği idi,
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi.
En son çocuk atılırken çukura,
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi
Melekler süslüyordu Hira'yı,
Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur
Efendisine hazırlanıyordu Mekke
Alem, efendisine hazırlanıyordu.
Kainatın gözü Hz.Amine'deydi
Toprak yalvarıyordu Rabbine...
Gel diye ağlıyordu mazlumlar
Gözleri Sema'da
Ve bir gelişin vardı Ya Resülallah
Bir inişin vardı yeryüzüne
Ve cebrail ardında yalın kılıç melekler
Bir inişin vardı yeryüzüne
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdiler belki de...doya doya.
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini
Herşey sus pus olmuştu.
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu Ay,
Kainat bir isim duymak istiyordu
Ve bir ses yükseldi Amine’nin evinden
Muhammed...
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini
Muhammed...
Seni yaratan Allah'a kurbanız Ey Dürr-i Yekta...
Sana O adı veren Rahman’a kurbanız.

Artık sen vardın...
Susuz topraklara rahmet indi seninle
Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle
Yağmura mı ihtiyaç var?...
Kaldır şehadet parmağını...
Yağmuru salsın Allah
Sonra tut ağacın yaprağını
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
Yeter ki sen iste
Sen iste Ya Resülallah
Deki; ben kimim?...
Dağlar, taşlar dile gelsin...
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup "ente resülallah" desin.

Sen vardın...
Bedir kârdı,
Uhud dardı,
Hendek yardı,
Yiğitlerin vardı.
Ölmek için yarışan yiğitlerin
Hele bir Enes'in vardı Ya Resülallah
Uhud'da öldüğünü duyunca arkadaşlarına;
" Niye burada oturuyorsunuz ? " diye sordu...
Onlarda ;" Allah'ın resül-ü öldürülmüş ! " deyince...
" Peki O öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız,
Kalkın ve O'nun gibi ölün." demişti.
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
Hem de ne şehit Ey Nebi...
Vücudu yaralardan tanınmaz halde idi
Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...
Musab bin Umeyer'in vardı senin...
Uhud'da sancağını taşıyan, öyle bir aşkla sana bağlıydı ki!...
Allah o gün meleklerini Musab'ın suretinde indirdi.
Ebu Hureyre'n vardı...
Acıkınca mescidin önünde durur
Sana bakardı, sen anlardın.
" Ya Ebahir!..gel " derdin.

Ve sen gittin...
Bir gidişle gittin.
Ardında hüznün kaldı,
Hasretin kaldı göklerde,
Bilal ezan okuyamaz oldu
Ne zaman teşebbüs etse
" Muhammed resülallah " demeye...
Dizinin üstine çöker kendinden geçerdi.
Sonra günler ay, aylar yıl oldu.
Asırlar oldu...
Sensizliğe açtık gözlerimizi
Ama sen bırakmazsın bizi!...

Sen varsın...
Ey şehitlerin Sultanı sen varsın
Bir şehit bile ölmezken
Sana nasıl yok deriz.
Ebu Talip Şam'a giderken,
devesinin önüne geçip;
" Beni burada kime bırakıp da gidiyorsun " demiştin
" Ne anam var ne babam..."
Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden
Sensizliğin ızdırabı ile inleyen
Ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Resülallah
Bırakma bizi ki ; Allah " Sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz." buyuruyor.

Bırakma bizi !...
Hayatı seninle öğretti Rahman
Kulluğu seninle tanıdık
Duayı senden öğrendik sevgili,
Hz.Ömer umre için senden izin isteyince,
Kardeşcik dedin ona;
" Duanda bana da yer ayırır mısın ? "
Bizler Ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için.

Ey Rabbimiz!...
Resülünü anışımızdan haberdar et...
O'na binler salat,binler selam...
Habibine Makam-ı Mahmud-u ver...
O'na Vesile-i lütfet...
O'nu Refik-i Ala'ya yükselt....
Bizi de affet...
O'nun hatırına affet...
Zatının hatırına affet...
Ne olur affet bizi...
Bizi affet....



 
Aug
24
    
n.torun | 24 Ağustos 2008 07:22 | 0 fav | etiket: , , , , , ,  



Çok acırım ağlamayan gözlere vay,

Kutlu yolun yolcusuyum cânana ben.

Gözleri yaş, gönlü kurak özlere vay,

Kutlu yolun yolcusuyum Hannan’a ben.



Yandı yürek aşkla düşer yollarına,

Yolcu olur cennetinin güllerine,

Hasretinim al beni sar kollarına,

Kutlu yolun yolcusuyum Mennan’a ben



Çaresizin derdine derman ne de zor,

Lokmanı gül, merhemi yâr, âteşi kor,

Sor beni dizginlediğim nefsime sor,

Kutlu yolun yolcusuyum Rahman’a ben.



Kıl gibiyim, hükmüne eğdim başımı,

Boynumu vursan bile sen, çatmam kaşımı,

Hâlimi gör, gönlümü bil, al yaşımı,

Kutlu yolun yolcusuyum Yezdan’a ben.



Kıbleme serdim yüreğimden geleni,

Yâ Rab ne olur affediversen köleni

Koydum yere bak alnımı reddetme beni

Kutlu yolun yolcusuyum Sûbhan’a ben

inşa rabbim bizede nasib eder
alıntı