| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
40 "sağlık" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Jul
18
    
evlenmek Evlilik öncesi danışmanlık almak çeşitli alanlarda çiftlere yardımcı olabilir.
1) İletişim Becerilerini Geliştirmek
Etkin bir şekilde karşıdakini dinleyebilmek, onun anlatmak istediği şeyi anlayabilmek bazı kişiler için geliştirilmesi gereken bir özellik olabilir. İletişimi kuvvetli bir çift, ortaya çıkan sorunları tartışmak ve çözmek konusunda daha başarılıdır. Çiftler arasında “duygusal anlamda güvenme” yi sağlayan en önemli faktörlerden biri çiftin iyi bir iletişim içinde olmasıdır.
2) Çiftlerin Birbirinden Beklentilerinin Tartışılması
Evli çiftlerin rol dağılımı konusunda evlenmeden önce hiç konuşmamış olmaları sıkça rastlanan bir durumdur. İş, ev ekonomisinin idare edilmesi, ev işlerinin dağılımı, ebeveynlikle ilgili sorumlulukların paylaşılması, yani genel olarak evlilikte kimin ne yapacağı sorusu evlilik öncesi konuşulması gerek konulardır. Çiftlerin birbirinden beklentilerini açık ve dürüst bir şekilde dile getirmeleri evlilik boyunca bu konuda çıkabilecek sorunları önlemede önemli bir rol oynar.
3) Çatışma Çözme Becerilerinin Öğrenilmesi
Hiç kimse evliliğinde çatışma yaşayacağını düşünmez. Gerçekte ise bir çift evlilikleri boyunca çöpü kimin atacağı kadar basit anlaşmazlıklardan tutun da duygusal anlamda çiftleri yıpratan daha büyük sorunlara kadar birçok çatışma yaşarlar. Bu çatışmaları içinden çıkılmaz bir hal almadan çözebilmek, sorunlara yapıcı çözümler üretebilmek ve tartışma ile geçen zamanı önemli ölçüde azaltmak için çok etkili yollar vardır. Evlilik üzerine önemli çalışmaları bulunan John Gottman’ın araştırmaları, çatışma çözme becerileri geliştirmiş çiftlerin diğerlerine oranla daha az boşandıklarını göstermiştir.
4)  İlişki Dengesinin Kurulması
İlişkide “sana” “bana” ve “bize” ne kadar ilgi ve dikkat gösteriliyor? Bu anlamda dengesini kaybetmiş bir ilişkide (mesela ilişkide her zaman eşlerden birinin istekleri ve beklentileri önemliyken diğerinin istekleri ve beklentileri karşılanmıyor ve sürekli göz ardı ediliyorsa) birçok sorunla karşılaşılması sürpriz değildir. Bu bağlamda çiftler birbirleri ve ilişkileri için faydalı olabilecek çözümlere gitmelidirler.
5) Bireylerin aile sorunlarının belirlenmesi
Nasıl davranmamız, sorunlarla nasıl başa çıkmamız, sevgimizi nasıl gösterdiğimiz gibi daha birçok davranışımız, aslında erken yaşta ailemizden, ebeveynlerimizden ve bizim için önemli olan başka kişilerden gördüklerimiz ve öğrendiklerimiz doğrultusunda şekillenir. Eğer bir kişi kendi ailesinde çokça çatışma ve sevgisizlik görmüşse, bunun kişinin evliliğine nasıl etki ettiğine bakmak önemlidir. Kendi ailelerinde yaşanan olumsuzlukları kendi evliliklerinde de tekrar eden bireyler, bu bağlantıyı anlayabilirlerse, tekrar eden öğrenilmiş davranışlarını daha kolay durdurabilmektedirler.
6) Kişisel, Ailevi ve Çift olarak hedefler geliştirmek
Birçok evli çift kendileriyle, aileleriyle ya da ilişkileriyle ilgili hedeflerini tartışmazlar. 5 yıl sonra hayatınızda nerde olmak istiyorsunuz? Çocuk yapmaya hazır mısınız? Kaç tane çocuk istiyorsunuz? Çocuk sahibi olmak için en uygun zaman ne zaman? Bunun gibi birçok soru çiftlerin üzerinde konuşması ve tartışması gereken konulardır.
Evlilik aslında üzerinde çalışılması, emek verilmesi gereken bir kurumdur. İlişkiler ve kişiler zaman içerisinde değişebilir, önemli olan çiftlerin bu değişikliklere nasıl uyum sağladıklarıdır.
Günümüzde
boşanma oranı çok yükselmiştir. Amerika’da %50 olan boşanma oranı, Türkiye’de bu kadar yüksek olmamakla beraber son yıllarda oldukça artmıştır. Evliliği düşünen çiftler, evlilik öncesi birbirlerini tanımak için ne kadar çaba sarf ederlerse, evlilikte sorun yaşama ve boşanma ihtimalini o oranda düşürmüş olurlar.
Evlilik öncesi danışmanlık almak çiftlerin ilişkileriyle ilgili halihazırda yaşadıkları sorunların çözümünde ve sağlıklı bir evlilik kurmalarında büyük destek sağlamaktadır. Evlilik öncesi danışmanlık almış birçok çift seanslardan sonra iletişim becerilerini geliştirdiklerini ve ileride evlilikte çıkabilecek sorunlara karşı daha olumlu bir tavır benimsediklerini belirtmişlerdir.


 
Jul
18
    
evlilik6 Uzm. Psikolog Çiğdem Yumbul'un milliyet gazetesinde yazdığına göre,

Kimileri evlilik için aşkın yeterli olduğunu savunurken, kimileri aslında mutlu evliliklerin sırrının eş ile iyi iletişim içinde olmak olduğunu savunuyor. Aileniz size eş seçmede en önemli olan şeyin sizinle aynı değer yargılarına sahip biriyle evlenmek olduğunu söyleyebilir. Arkadaşlarınız aşkın bütün sorunları gidereceğini söyleyebilir. Bugünlerde herkes evlilik düşünen çiftlere çeşitli tavsiyelerde bulunuyor. Bu tavsiyeler ne tam olarak doğru, ne de tam olarak yanlıştır.

Son 10 yıl içerisinde yapılan araştırmalar, evliliklerinin % 50 sinin ilk 5 yıl içerisinde bittiğini, ilk 1 senede biten evliliklerin ise giderek arttığını gösteriyor. O halde bir evliliğin başarılı olup olmayacağını belirleyen faktörler nelerdir? Hangi çiftler evlenmemelilerdir? Evliliğe hazır olduğunuzu nasıl anlarsınız? Ciddi bir ilişki içindeki çiftler evlilik, ayrılık ya da birlikteliklerini olduğu gibi tutma kararını nasıl almalıdırlar?

Tatmin Edici bir Evliliği Belirleyen Faktörler
Evlilik üzerine çalışmalar yapan uzmanlar, bir evliliğin gelecekte nasıl olacağını belirleyen pek çok faktör bulmuşlardır. Bu faktörler “evlilik üçgeni” olarak adlandırılan üçgen bir model çerçevesinde incelenebilir. Bu modeldeki 3 ana özellik şunlardır:
1) Bireysel Özellikleri
Bireylerin kişilik özellikleri, sağlıklı bir duygusal yaşama sahip olup olmadıkları, değerleri, inançları ve tavırları. Bu özelliklerden birkaçı: esneklik ve kendine saygı (olumlu faktörler), depresif ruh hali ve dürtüleriyle hareket etme (olumsuz faktörler), kişilerarası ilişkiler (kendine güven) ve evlilik hakkında gerçekçi inançların olması.
2)  Çift Özellikleri
Çiftler arası iletişim ve çatışma çözme becerileri, çiftin ne kadar zamandır tanıştıkları ve birbirlerini ne kadar iyi tanıdıkları, ortak değerlere ve hedeflere sahip olma (olumlu faktörler) ve evlilik denemesi olarak çiftin beraber yaşaması (olumsuz faktör)

3) Bireylerin ve İlişkinin İçinde Bulunduğu Şartlar
Çiftlerin aile geçmişlerinin özellikleri (önceki evlilikleri, eğer varsa bu evlilikten olan çocukları, bireylerin kendi ebeveynlerinin evlilik kalitesi, ailelerindeki iletişim kalitesi, evlenme yaşı, ebeveynlerin ya da arkadaşların evliliğe onay verip vermemeleri).



 
Sep
23
    
n.torun | 23 Eylül 2008 14:10 | 0 fav | etiket: , , , , , , ,  
Kalp ve şeker hastalarının fazla miktarda şekerli gıda tüketmesinin, kan basıncının artmasına bağlı olarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği bildirildi.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, Ramazan Bayramı'nda misafirlere şekerli gıdalar ikram etmenin çok yaygın olduğunu söyledi.

Bu kültürün kalp ve şeker hastaları için risk oluşturabildiğini ifade eden Prof. Dr. Oğuzhan, bu kişilerin diğer zamanlarda sürdürdükleri diyetler ve tedavileri bayramda aksatmamaları gerektiğini belirtti.

Bayramlarda aile ziyaretleri sırasında misafirlere genellikle şeker, çikolata, lokum, baklava veya diğer tatlı çeşitleri ile asitli içecekler ikram edildiğini kaydeden Prof. Dr. Oğuzhan, şöyle devam etti:

''Bir ay süreyle oruç tuttukları için istedikleri şeyleri yiyemeyen insanlar, bayram ile birlikte midelerine de bayram ettirmek isteyebiliyorlar. Ancak birden bire aşırı miktarda beslenmek, sindirim sistemini zorladığı gibi kalp ve damar sistemini de olumsuz etkilemektedir. Üstelik, bayram kültürü nedeniyle çok miktarda şekerli gıda tüketilmesi bu olumsuzluğu daha da etkilemektedir.

Kalp ve şeker hastalarının bayramda fazla miktarda şekerli gıda tüketmesi, kan basıncının artmasına bağlı olarak ciddi sorunlara yol açabilir. Kan basıncının artması ve yüksek tansiyon nedeniyle kalp rahatsızlıkları ortaya çıkabilir. Hatta aşırıya kaçılması durumunda kalp krizini tetikleyebilir.''

Ramazan Bayramı'nda fazla miktarda şekerli gıda tüketmenin kalp ve şeker hastalığı bulunmayan veya bu hastalıklarının farkında olmayanlar için de risk oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Oğuzhan, şöyle konuştu:
''Normal şartlar altında birkaç günlük bayram süresince şeker, çikolata veya tatlı yemekle şeker hastası veya kalp hastası olunmaz. Ancak ailesinde bu tür hastalık bulunanlar, genetik olarak kalp ve şeker hastalığına yatkın olurlar.

Bayramda fazla miktarda yemek yenilerek sindirim sisteminin yanı sıra kalp ve damar sisteminin zorlanması ya da fazla miktarda şeker tüketilmesi, genetik olarak yatkınlığı olanlarda kalp veya şeker hastalığını ortaya çıkartabilir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar şekerli gıdaların fazla miktarda tüketilmesinden kaçınılmalıdır. Bayramda misafirler ağırlanırken, şekerli gıdalar yerine tuzlu pastalar, asitli içecekler yerine ayran gibi içecekler ikram edilebilir.''


 
Sep
17
    
n.torun | 17 Eylül 2008 18:01 | 0 fav | etiket: , , , , ,  
şeker Ramazan Bayramına az bir süre kala, bayram şekeri satışları artmaya başladı. Market ve alışveriş merkezlerinde şeker satış stantları kuruldu, şekerciler vitrinlerini renk renk, çeşit çeşit şekerlerle süsledi.

Hammadde fiyatlarındaki artışın etkisiyle şeker fiyatları geçen yıla oranla ortalama yüzde 10 arttı.
Şeker üreticisi ve toptancıları, son 3 yıldır şeker fiyatlarının değişmediğini hatırlatarak, bu yıl fiyatların artmasının kaçınılmaz hale geldiğini bildirdiler.

Şeker fiyatlarının artmasının yanı sıra petrol ve elektrik girdilerinin yükselmesinin bayram şekeri fiyatlarını etkilediğini vurgulayan üreticiler, bu nedenle bayram şekeri fiyatlarındaki artışın yüzde 15'e kadar çıkabileceğini kaydettiler.

Kayseri'de kilosu 3,5 YTL'ye de bayram şekeri almak mümkün iken, çikolata da kilo kilo fiyatı 55 YTL'ye kadar çıkıyor. Çikolatası özel olan ve daha pahalı malzemelerden imal edilen şekerlerin ambalajı da dikkat çekiyor. 55 YTL'den satılan çikolataların ambalajı bebek figürleri veya çiçeklerle süsleniyor.

Diğer taraftan bayram şekeri ve lokumunun yanında misafirlere ikram edilen kolonyanın litresi de 4 YTL'den başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor.



 
Sep
17
    
Sağlıklı insanların bile zaman zaman sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklarda aşırı gaz birikimi, ani tansiyon yükselmesi ve benzeri rahatsızlıklarla karşılaşabildiklerini belirten Uzm. Dyt. Gülay Hamzaoğlu: " Kişinin herhangi tanı konulmuş bir rahatsızlığı varsa oruç tutmadan önce hekimine danışmalı ve hekiminin önerisiyle bir beslenme diyet uzmanıyla görüşmelidir" dedi. Uzm. Dyt. Hamzaoğlu oruç tutabilen ve beslenmeyi etkileyebilecek herhangi bir sağlık sorunu olmayan yetişkinler için örnek bir Ramazan menüsü verdi.

İftar
Su veya zeytin veya hurma
Çorba (özellikle mercimek çorbası daha sık tercih edilebilir)
Tam buğday ekmeği veya kepekli ekmek ( pide ise sık tercih edilmemelidir)
1-2 dilim yarım yağlı beyaz peynir
Bol salata (1 tatlı kaşığı yağ konulmuş)

İftar Açıldıktan Bir Saat Sonra
Bol salata veya sebze yemeği
Izgara veya haşlama veya fırında et/ tavuk veya balık veya hindi / etli sebze yemeği
Yoğurt
Ekmek

Yemekten Bir Saat Sonra
45 dakika yürüyüş yapılabilir

1. Ara Öğün
Meyve (yürüyüş sonrası tüketilebilir)

2. Ara Öğün
Meyve veya sütlü tatlı veya meyve tatlısı ( yatmadan en az iki saat önce tüketim bitmeli )

Sahur
Domates-salatalık söğüş
Süt (yarım yağlı) veya yoğurt
Haşlanmış yumurta veya kaşar peyniri
Beyaz peynir
Tam buğday ekmeği (pide tercih edilmemeli)
Altı-yedi adet fındık veya badem veya iki- üç adet ceviz
Meyve



 
Sep
17
    
fındık
Ramazan ayıyla beraber beslenme şekli ve saatleri de değişiyor. Bu ayda yapılan beslenme hataları ciddi rahatsızlıklara yol açıyor.

Ramazan'da, diğer zamanlarda olduğu gibi sağlıklı, yeterli, dengeli ve çeşitli beslenmeye özen göstermek, bu dönemde alınacak kiloların önlenmesine ve bu dönemi sağlıklı geçirmeye yardımcı olur. Özellikle de sahurda altı-yedi adet kadar fındık veya yine altı-yedi adet kadar kavrulmamış tuzsuz badem veya iki-üç adet ceviz tüketmenin tokluğu uzattığı açıklandı.

Ramazan ayındaki beslenme şeklinin her zamankinden büyük farklılık göstermemesi gerektiğini söyleyen Acıbadem Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanları;  "Karbonhidratlı yiyeceklerin bol tüketimi ile tokluk hissinin uzatılabileceği düşünülüyor. Ramazan'da yağlı yiyeceklerin ve hamur işlerinin tüketimi artarken, sebze meyve tüketimi ise  acıkmanın olacağı  korkusuyla azaltılıyor. Oysa; günlük alınması gereken enerji, protein, vitamin ve mineral oranlarını yeterli ve dengeli sağlamak bu ay için de geçerli" dedi.

RAMAZANDA BESLENME ÖNERİLERİ

Oruç tutanlara öğün sayılarını iftar ve sahur arasında mümkün olduğunca arttırmalarını, sahura kalkmalarını ve iftarı ikiye bölerek yapmalarını öneren uzmanlar Ramazan'da beslenme ile ilgili dikkat edilmesi gereken diğer noktaları da şöyle sıraladı :

" İftarda ve sahurda birdenbire ve çok fazla yemekle mideyi doldurmamak gereklidir. Ani mide gerginliği hem tansiyon yükselmesine hem de nörolojik hormonların hızlı salgılanmasına yol açar.

" Yemeğe hafif bir çorba ile başlanmalıdır. Barsak problemi  olanlar çorbalarına kepek ilavesi yapabilirler.

" Yemekler azar azar, iyi çiğnenerek ve sık aralıklarla yenilmelidir.

" Yemeklerin seçiminde çok yağlı, çok tuzlu ve aşırı tatlı besinlerden kaçınılmalıdır. Bunların yerine hazmı kolay, mide-barsak sisteminde uzun süre kalabilen lifli ve sellüloz içeren sebze, meyve ve kepekli ekmek tercih edilmelidir.

" Ana yemeğin hemen ardından ağır tatlıları tüketmekten mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Kişi tatlı gereksinimini kalorisi azaltılmış tatlılarla gidermeli, yağlı ve şerbetli tatlılar yerine hoşaf, komposto, meyve, meyveli tatlılar veya sütlü tatlılar yemeye özen göstermelidir.

" İftar sırasında yemekle birlikte çay ve kahve içmek yemeklerden alınan demir emilimini azaltacağı için bu içeceklerin yemekten bir süre sonra içilmesinde ve açık çayın tercih edilmesinde yarar vardır.

" Protein içeriği fazla olan gıdalar midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirirler. Bu nedenle yumurta, süt, yoğurt ve peynir gibi gıdalara sahurda yer verilmedir. Ayrıca çiğ sebze, domates, salatalık gibi yiyecekler de sahur sofrasında yer almalıdır.

" Sahurda kızartmalardan uzak durulmalı ve bol bol su içmeye özen gösterilmelidir.

" Aç karnına spor yapılmamalıdır. Ama iftardan 1-2 saat sonra, imkan varsa, hafif bir yürüyüş, bol su içmek, meyve tüketmek kabızlığın önlenmesine yardımcı olur.



 
Sep
11
    
n.torun | 11 Eylül 2008 14:02 | 0 fav | etiket: , , , ,  
Ramazan'da insanların öfkelerine yenik düşmemelidir, "İftar saatine yakın trafik kilitleniyor. İnsanlar birbirini incitiyor ve orucun manevi güzellikleri, son anlarda adeta zedeleniyor. Sükunet ve başkalarının haklarına saygı göstermek önemlidir.Herkesin oruçlu olduğunu unutmayalım.


 
Sep
11
    
n.torun | 11 Eylül 2008 13:58 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , ,  
Ramazan'ın ışığı gönülleri aydınlattı
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, teravih namazlarında kadınların, gençlerin ve çocukların da camileri doldurmasını istediklerini belirterek, "Çocuklar camide koşuştursun, kimse 'Namazımızı bozarlar mı?' diye düşünmesin.'' dedi.

Bardakoğlu, orucun kişilik, sabır ve irade eğitimi olduğunu belirterek, "Oruç bir aç kalış değildir. Allah'ın nimetlerinin bir kısmından bir süre geri durarak, hem nimetin kadir kıymetini öğrenmeyi hem de bu nimete ulaşamayan aç, yoksul ve ihtiyaç sahiplerini düşünmeyi öğretir.'' diye konuştu.

Sadece camilerde din görevlilerinin verdiği bilgilerle yetinme döneminin geçtiğini vurgulayan Bardakoğlu, "Artık sadece hocalarımızın, mihrapta, minberde, cami içlerinde verdiği bilgilerle İslam dini hakkında yeteri kadar bilgileneceğimizi düşünmek, sanmak doğru değil. Devir, okuma ve kendi bilgilerimizi artırma devri." dedi. Prof. Dr. Bardakoğlu, kadınlara camilerin yukarı katlarında yer ayrıldığını belirterek, "Doğrusu oraya iniş çıkışlar da çok rahat değil. Ama biz oraların rahat, temiz, aydınlık olması, erkekler tarafından doldurulmaması konusunda uyarılar yapıyoruz." dedi.



 
Sep
09
    
n.torun | 09 Eylül 2008 18:28 | 0 fav | etiket: , , , , , , ,  

Ramazan'da baş ağrısını nasıl önleriz?

Oruç tutanların aç kalma süresi uzun olduğu için yaşayabilecekleri baş ağrılarının, nefes egzersizleriyle giderilebileceği belirtildi.

Anadolu Sağlık Merkezi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, oruç tutanların aç kalma süresi uzun olduğu için  yaşayabilecekleri baş ağrılarının, nefes egzersizleriyle giderilebileceğini bildirdi.

Prof. Dr. Yücel, yaptığı yazılı açıklamada, bu yıl ramazan ayının eylül ayına  denk gelmesi nedeniyle oruç tutulan süre uzadığından, insan vücudunda bazı ağrıların oluşabileceğini belirtti.

Orucun özellikle gün boyunca çalışmak zorunda kalanları zorladığını ifade eden Yücel, şunları kaydetti: "Oruç tutmak çok çeşitli ağrılara neden olabilir. Bunların başında  beslenme düzeninin değişmesi ve çok uzun süre aç kalınması nedeniyle oluşan,  mide-bağırsak sisteminden kaynaklanan ağrıları sayabiliriz. Yine oruca bağlı  olarak, kan basıncı oynamalarına bağlı bir takım sorunlar ortaya çıkabilir. Bu  durumun da baş ağrısı olarak karşımıza çıktığını görebiliriz ya da ani kan şekeri  düşmesine bağlı olarak çok şiddetli baş ağrısı gelişebilir."

Kronik ağrısı bulunanlarda orucun, bu ağrıyı tetikleyeceğine dikkati  çeken Yücel, geceleri sahur dolayısıyla uyku düzeni bozulduğu için yaşanan  stresin, açlığın da eklenmesiyle gerilim ve baş ağrısına yol açabileceğini  kaydetti.

Yücel, kafeinli içeceklere bağımlılığı olan kişilerde de oruç sırasında baş ağrıları yaşanabileceğini, ani başlayan ve vücutta meydana gelen herhangi bir bozukluğun habercisi olan ağrının ciddiye alınması gerektiğini bildirdi.

NEFES EGZERSİZİ

Prof. Dr. Ayşen Yücel, "Vücutta hafif ve orta şiddette meydana gelen ağrılar, nefes ya da gevşeme egzersizleriyle geçirebilir. Ama ağrıyı çeken kişinin bu egzersizleri nasıl uygulayacağını bilmesi gerekir. Fakat ağrı, orta şiddetten fazlaysa, bu egzersizlerin faydası olsa bile tam olarak ağrıyı geçiremeyebilir" dedi.

Özellikle gerilim ağrılarında nefes ve gevşeme egzersizlerinin yanı sıra dikkati dağıtma egzersizlerinin uygulanabileceğini ifade eden Yücel, şu bilgileri verdi: "Dikkati dağıtma egzersizleri, başka bir şeyle uğraşma, müzik dinleme veya kişinin kendisini rahatlattığını önceden bildiği herhangi bir şeyle uğraşması şeklinde gerçekleştirilir. Ayrıca imkan varsa, loş ve sessiz bir ortamda uzanma, temiz havaya çıkma gibi bir takım tedbirler de ağrının azalmasını sağlayabilir. Nefes egzersizleri tıpkı doğum sancıları sırasında uygulandığı gibi yapılabilir. İnsanın vücudunu zihni ile yönlendirerek kontrol altına almasını sağlayan birçok yöntemden biridir. Ağrıyı kendi kendinize kontrol etmeye çalışırken, bir yandan da vücudun iyi oksijen almasını sağlayarak dokulara daha fazla oksijen göndererek ağrıyı azaltma üzerine yapılan egzersizler, ağrı kontrolünde çok yararlı olmaktadır."



 
Sep
09
    
n.torun | 09 Eylül 2008 18:11 | 0 fav | etiket: , , , , , , , ,  

İftarda balık önerisi

1balık Uzmanlar, oruç tutanlara,iftarda sindirimi çok kolay olan balık tüketmelerini önerdi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Cengizler,  yaptığı açıklamada, balığın, A ve D vitamini bakımından önemli bir protein kaynağı olduğunu söyledi.

Ramazan süresince rahatlıkla balık tüketilebileceğini belirten Prof. Dr. Cengizler, şöyle devam etti: "Kalp ve damar rahatsızlıkları bulunan kişilere doktorlar tarafından da önerilen balık, ramazan süresince haftada 5 öğün tüketilmeli. Çocuklarda zeka açısından da son derece yararlı olan bu besin kaynağı mutlaka sofralarda yer bulmalı. Sindirimi son derece kolay olan balık tüketimini, özellikle oruç tutan yaşlılar için öneriyoruz. Vücut tüm gün aç kaldığı ve ağır yağlı yiyecekler sindirim sistemini baskı altına aldığı için balık her yaştan insanlarca mutlaka tüketilmeli. Bazı balıklar, bazı mevsimlerde yağlı olduğu için ızgarada, az yağlı olanların fırında, yağsız olan balık türlerinin de genellikle yağda kızartılarak pişirilmeli. Tüketicilerin, balığın yağlı olup olmadığı konusunda mutlaka satıcıdan bilgi almasında yarar var."

Prof. Dr. Cengizler, Türkiye’de, iç sular ve çiftliklerinde yılda ortalama 700 bin ton civarında balık üretimi yapıldığını, vatandaşların deniz ürünlerine çok kolay ve sağlıklı ulaşmasının tüketimi artıran en önemli faktör olduğunu bildirdi.

Balık fiyatlarının 7 ila 30 YTL arasında değiştiğini ifade eden Prof. Dr. Cengizler, "Örneğin levrek kilosu 7, alabalık ise 5 YTL’den alıcı buluyor. Bunları dikkate alarak balık fiyatlarının tavuk etine göre neredeyse başa baş olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

Balığın avlanma zamanı, beslenme, yumurtlama ve su sıcaklığı ile tuz oranını dikkate alarak uzmanlar tarafından hazırlanan takvime göre tüketilmesinde yarar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cengizler, "Bu takvime göre, levrek, çinekop, palamut, sardalya, barbunya, mercan yavrusu ve lüfer bu yıl eylül ayına denk gelen ramazan süresince sofralara lezzet katacak balıklar arasında yer alıyor" diye konuştu.

Prof. Dr. Cengizler, balık takviminin yılın 12 ayına göre hazırlandığını, Karadeniz, Ege, Akdeniz, Marmara ve boğazlarda tutulan deniz ürünlerinin en iyi ve lezzetli, yenilebilecek, lezzetsiz ve yenilmeyecek zamanları konusunda tüketicilerin dikkatinin çekildiğini kaydetti.

BALIK TAKVİMİ

Hazırlanan takvime göre, boğaz ve denizlerde yakalanan mercan yavrusu, yılın 12 ayında da yenilebiliyor.

Levrek, çinekop, traça, sarıağız, akya, orfoz, palamut, tekir, gelincik, sardalya, barbunya, mercan yavrusu, lüfer, çingene palamudu ve ispendek bu ay içinde tüketilebilecek en iyi ve lezzetli balıklar olarak sayılıyor.

Palamut, nisan, mayıs, haziran ve temmuz aylarında, torik, nisan ve eylül arasında, orkinos mart, nisan ve mayıs aylarında önerilmiyor. Çinekop ile sarıkanat temmuz ve ağustos aylarında, hamsi, torik, kofana, uskumru, kalkan yavrusu, iskorpit ve karagöz kasım ayında yenilebilen balıklar listesinde yer alıyor.

Sazan, turna, alabalık ise yine bu ay lezzetli olmamakla birlikte yenilebilecek tatlısu balıkları arasında sıralanıyor.