| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Google
24 "sevgi" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sevgi" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 18:07 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , ,  

Aynı sokakta oturuyorduk.

Adı esrarengizdi

 Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi.

 Fakat kimse gerçeği bilmezdi.

 Kirli sakalları vardı.

 Kahverengi gözlü, kumraldı.


Hiç kimseyle konuşmaz, sadece gelip geçerdi.

 Bir gün onunla yolda karşılaştık.

Çok güzel bir yüzü vardı.

 Bana baktı ve gülümsedi. Şaşırdım…!

 Ama yine de onu sevmemeye çalıştım.

Fakat o çok farklıydı.

Gece boyu lambası yanardı.

 Bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim.

 Onu sevmediğim halde onun her şeyi ile ilgilenirdim.

Bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum.

 O an anladım ki hep kendimi kandırmışım.

Ben ona çoktan aşık olmuşum bile…


Artık o eve gelmeden uyumaz oldum.

Herkes onun kötü olduğunu söyleyince onu savunuyordum.

Geçen gün yine onu yolda gördüm.

Bana göz kırptı.

 Yanımdan geçerken onu çağırdım.

“Acelem var KÜÇÜĞÜM” dedi bana.

Eve gidip saatlerce ağladım. Karar verdim.

Ne olursa olsun ona onu sevdiğimi söyleyecektim.

Yolunu bekledim.

Bir gün gelirken onu gördüm.

Peşine düştüm, eve girdi.

 Biraz bekleyip kapıyı çaldım.

Kapıyı açıp “Ne var KÜÇÜĞÜM?” dedi.

 Ne yapacağımı şaşırmıştım.

 Adını bile söyleyemeden “SENİ SEVİYORUM” dedim.

 Gülümsedi, cevap vermedi.

 Çok utanmıştım.

Konuşamadım ve hemen dışarı çıktım.

 Sonra 1 ay boyunca onu görmemek için sokağa çıkmadım.

Bir gün kızlarla evde konuşurken mahalleye bir ambulans geldi.

 Onun evinin önünde durdu. Şaşırdık.

 Hemen dışarı fırladım.

Ambulanstan acele acele inenler


Hızla onun evine girdiler

3-5 dakika sonra görevliler onu sedyeyle dışarı çıkardılar

. Önümden geçerken “ben de seni, KÜÇÜĞÜM” dedi ve gözlerini yumdu…

Donup kaldım

Herkes bana bakıyordu.

 Ağlayarak koşmaya başladım.

Göz yaşlarım durmadan akıyordu.

 Eve geldiğimde annemler ondan bahsediyordu.

 Ailesi yokmuş.

 Kendi gayretleriyle bu yaşa gelmiş, okumuş.

Sevdiği bir kız varmış.

Ailesi vermeyince kız evden kaçmış.

Bir hafta sonra kız ölmüş.

Bir süre sonra yine sevmiş.


Ama ne yazıkki o da ölmüş.

Kimi sevdiyse ölmüş.

Çok acı çekmiş.

 Sanki onun sevdiği.


Azrailin ölüm fermanıymış

Bazen hiç nedensiz

Bir kağıt bir kalem

Bir de fotoğraf varmış

Bir de ölmek için dua ediyomuş

İntihar edip hastaneyi aramış.

 Polisler geldiğinde evinin duvarında “KÜÇÜĞÜM” yazısını bulmuşlar.

“KÜÇÜĞÜM, sen de ölme…” yazıyormuş…

“KÜÇÜĞÜM, SEN DE ÖLME…”



 
Aug
15
    
tuzlu kahve Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

 "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı...

 "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."

 Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı... Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi..

 Delikanlı anlattı:

 "Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar... Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.."

 Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya başladı... Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi... O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak...

 Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii... Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu... Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına... Şöyle diyordu, satırlarında...

 "Sevgilim, bir tanem... Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim... Tuzlu kahvede... İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan... Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

 İşte gerçek... Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.

 Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.."

 Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında birgün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu...

 Gözleri nemlendi kadının...

 "Çok tatlı!..." dedi...



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 17:45 | 0 fav | etiket: , , , , , , ,  

aşk Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem
, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş:

"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"



 
Aug
15
    
n.torun | 15 Ağustos 2009 17:29 | 0 fav | etiket: , , , , , , , ,  

apatya Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya..Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş Ak sakallı bahçıvana..Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormus..

Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı,Kırmızı güllerden, Sarı lalelerden, Mor menekşelerden..Zambaklardan...Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını.. Bir gün, Aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu..Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş..Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş..Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.. Ve işte bir gün.. Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış..

Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmişapatyaresimleri  bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, Ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmus bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüs.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış..Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış..

Ama gövden seni taşımıyor demisş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdigini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..O her seye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel oldugunu söylememiş, Ama onu aslında hep sevmis.. apatyalar Papatya anlamış artık..Sevgi, emek istermiş...Yere düstüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..Teşekkür etmis ona içinden..Son yaprağıda kuruduğunda, Biliyormuş artık..
Gerçek sevginin,söylemeden, yaşamadan, ve asla kavuşmadan varolabileceğini...



 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 21:38 | 0 fav | etiket: , , , , , , ,  

ELLERİM, ELLERİNDE Kİ SEVGİ SICAKLIĞINI,

GÖZLERİM, GÖZLERİNDE Kİ AŞK ATEŞİNİ,

YÜREĞİM, YÜREĞİNİN KUYTUSUNDA  Kİ KENDİNİ GÖRMEDİKÇE

GÜN DOĞSA NE OLUR,

DOĞMASA NE...



 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 21:17 | 0 fav | etiket: , , , , , , , ,  
ÇAY TİRYAKİLERİ

Ey Rabbimiz! yaratmışsın dünyayı dahi iki,
İlkinin gayesi ise İslâmdan başka ne ki?
Arkamızdan bağırsalar, -Bunlar delinin teki!
Onlara gül atar atmaz, Hizmete gideceğiz..

Zekeriyya kulun gibi testereyle kesseler,
Münadiniz bilal gibi kayalarla ezseler,
Mayınları ve dağları engel diye dizseler,
Bir tekmede iter itmez, Hizmete gideceğiz..

Biz asa-yı Musa olup denizleri yararak,
Bir Heraklit darbesiyle zincirleri kırarak,
Biz, İbrahim dostun gibi kâbeleri kurarak,
Namazları kılar kılmaz, Hizmete gideceğiz..

Katmak için bu hizmete pâk sineli bayları,
Ekip kurup hanesinde içeceğiz çayları,
Atmış günlü yaşayarak, otuz günlük ayları,
Demlikte çay biter bitmez, Hizmete gideceğiz..

Dünya bizi bağlayamaz, ne mamelek ne para,
Deseler ki baban ölmüş, bu günler size kara,
Göz yaşı ve dualarla indirince mezara,
Üzerini örter örtmez, Hizmete gideceğiz..

Geceleri birkaç yerde çay sohbeti kurarak,
İman dolu heybeleri sırtımıza vurarak,
Yine neden gidiyorsun baba?, diye sorarak,
Ağlayanı öper öpmez, Hizmete gideceğiz..

Bu gün durma günü değil, terler aksa enseden,
Bir deri-bir kemik kalsa içimizde her beden,
Yorgunluğu ve yeteri kaldırarak Türkçeden,
Üçbeş lokma yutar yutmaz, Hizmete gideceğiz...

Durduracak sebep midir, tufan veya zelzele?
Ne yolların yarılması, ne gafilden velvele,
Şartlar aman vermesede, çektik mi bir besmele,
Kollar kanat tutar tutmaz, Hizmete gideceğiz..

Döküp döküp saçacağız, kimin var ise nesi,
Ancak böyle değerlenir bir ömür sermayesi,
Koşuşmaktan kesilirse birimizin nefesi,
Sırtımıza atar atmaz, Hizmete gideceğiz..

Denizlerden öte yerde kalmışsa birileri,
Oraya dek götürürüz, iman denen cevheri,
Ezanlarla çınlayınca dünyamızın her yeri,
Uzaya göz diker dikmez, Hizmete gideceğiz..

Ey Rabbimiz! biz kulların varsa hizmette payı,
Huzuruna geleceğiz, bekleriz madalyayı,
Zaten bizim muradımız yanında içmek çayı,
Bardakta çay tüter tütmez, Artık gitmeyeceğiz...


Şehit Namzeti


 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 20:46 | 0 fav | etiket: , , , , , , ,  


 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 20:29 | 0 fav | etiket: , , , , , , , , , ,  

RABBİM

Öyle bir insanı koy ki kalbime...

O,senin sevdiğin bir insan olsun.

Ve öyle bir insanı sevdir ki,

Ben o insanın kalbinde.

Seninle birlikte olayım.

Beni öyle bir insanla buluştur ki...

Benden önce onunla buluşmuş olan sen olasın..

Onunla el ele tutuşduğumuzda,

İkimizin üzerinde senin rahmetin olsun.

Bana öyle gözler gösterki,

Ben o gözlere baktığımda SENİ göreyim.

Ve bize öyle bir sevgi ver ki...

Sevgimizden  Hz Muhammed (S.A.V) sevilsin...

Öyle sevelim ki birbirimizi...

Hz Hatice(R.A) göklerden bize seslensin.

BAK!...

Ya MUHAMMED(S.A.V)

Bak şu sevgililere onlar bizde,

Biz onlardayız...

           AMİN.



 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 19:57 | 0 fav | etiket: , , , , , , , ,  


 
Oct
05
    
n.torun | 05 Ekim 2008 19:00 | 0 fav | etiket: , , , ,